2 Kasım 2009 Pazartesi

Beşiktaş: 1 Ankaragücü: 0


İstanbul'da Cumartesi günü bulunanlar havanın ne derece soğuk olduğunu bilir. Hava top oynamak için musait değil ancak hasta olmak için müsait bir havaydı. "Gün boyunca esen sert rüzgar, yağan yağmur acaba tribünleri vuracak mıydı?" evden çıkarken aklımda ki düşüncede buydu stada girdiğim zaman tribünlerin hayalimden daha iyi olduğunu gördüm özellikle Yeni Açık tarafı tahminimden çok daha fazla dolmuştu... Ankaragücü taraftarı kendilerine ayrılan yerleri doldurmuş ve sürekli bağırıyorlardı bir yerden sonra olayın ilkokulda sınıf maçları izleyen öğrencilerin birbirlerine yaptığı tezarühatlar gibi atışmaya dönmesi gecenin havadan sonra ki en kötü olayıdı diyebiliriz...

Maçı anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum artık sürekli aynı şeyleri dövüp duruyoruz. Sezon başında ki Beşiktaş ile şimdi ki Beşiktaş arasında ki tek fark nasıl oluyorsa bir şekilde gol atıyor olabilmemiz. Onun haricinde takımda her hangi bir değişiklik var mı? Yok. Sistem farklı mı? Değil. Sistem mi oturmaya başladı? Hayır... Maçları kazanıyoruz çünkü sezon başında ki şanssızlığımız bu aralar yüzümüze gülüyor. Nedendir bilinmez ama futbol tanrılar bu aralar Beşiktaşlı...

Sisteme bir kez daha göz atacak olursak.. Oynatılmak istenen sistem her iki kanadında sağlam olması, iyi ortalar kesebilmesi, ileride bekleyen forvetinde topları arkadaşlarına indirmesi yada kaleye göndermesi beklenir.. Ancak Beşiktaş'da sistem işlemiyor çünkü kanatlardan gelen ortalar genellikle tehlike yaratacak boyutta değil. O yüzden de forvetler etkisiz kalıyor. Etkili sayılabilecek birkaç ortada ileride oynayan Nobre yada Bobo topları indirince çevlerinde kimse olmuyor... Kanatlara bakacak 35 yaşında ki delikanlı Yusuf'a ne zaman top gelse ataklar başlamadan bitiyor. O kanatta bir yaratılıcılık yok birde o kanatta oynayan Yusuf'un adam geçme sevdası o kanattan gelişecek atakları iyice kitliyor... Takımda ki en çok aksayan yer Yusuf'un kanadı olarak gözü çarpıyor. Mustafa Hoca'nın tek olumlu hareketi diğer kanata normalde Bobo'yu koyarken artık Nihat'ı koyması en azından artık o kanat iyi kötü birşeyler yapabiliyor.. Ayrıca sağ bek Toraman'ında dönüşü sağ kanadımızı biraz daha kuvvetlendirdiği kesin... Beşiktaş eğer gol yemiyorsa bunun en büyük nedeni savunmasıdır. Kimse topla çok oynadığımızı, rakibe topla oynama fırsatı vermediğimizi, sürekli topa basıp rakibi dağıttığımızı düşünmesin.. Savunmada ki Ernst, Sivok ve Ferrari sayesinde gol yemeden maçlar bitirebiliyoruz. Zaten 1 tane ya atan ya atamayan takıma sahibiz birde gol yersek işler iyice sarpa sarar...

Ankaragücü karşısına takım çok iştahlı çıktı.. Ancak iştahları her maç olduğu 1-0 olduktan sonra kesildi... Nedendir bilinmez ama Beşiktaş ne zaman maçı 1-0 yapsa maçı orada tamamlıyor ikinci gol gelirse gelir gelmezse gelmez sistemine dönerek topu rakibe teslim ediyor ve maçı izlemeye başlıyor... Burada da işte Ferrari-Ernst-Sivok 3'lüsü devreye giriyor. Onlar olmasa maçlarımız ne hale gelecek çok merak ediyorum.. Zaten onların olmadığı Eskişehirspor maçında Beşiktaş'ın gol atmaya pek niyetli olmadığını 0-0'a yattığını ancak son dakikalarda nasıl olduğu belli olmayan bir gol ile sahadan 3 puan ile ayrıldığını gördük...

Maçın tek golunu dakika 16'da İsmail Köybaşı attı.. O golde bile futbol tanrılarının Beşiktaş'ın yanında olduğunu gördük. Tıpkı Eskisehir maçında ki gol gibi nereden ve nasıl olduğunu anlamadık... Bir bakmışız Ekrem kalecinin arkasında, bir bakmışız İsmail'in şutu nasıl oluyorsa çizgiyi geçiyor... Buradan Mustafa Denizli'ye değil ancak futbol tanrılarına teşekkür ediyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder