30 Kasım 2010 Salı

Ben mi koşayım? Ben mi basayım?

Aslında yazıyı geçen hafta hazırlamıştım ancak birkaç aksilik yüzünden şimdi yayınlayabiliyorum..

---

Beşiktaş'ın aldığı kötü sonuçların sorumlusu olarak Schuster'den daha çok mevcut kadroyu görüyorum. Önemli maçlar hariç bu kadar isteksiz ve ruhsuz sahaya çıkınca oynanılan oyundan ve alınacak skordan bir hayır beklememek gerekiyor. Schuster'in oynatmak istediği oyunun temeli hucuma dayansada asıl önemli nokta takım halinde savunma yapabilmek. Tabii Schuster'in istediği şey takım halinde savunmanın aslında en ileride forvette başlayarak, kademeli olarak devam etmesi gerekiyor. Yani topa ilk basan isimlerin Nobre, Holosko gibi ileri uçta oynayanlar olmalı. Basının sürekli "Beşiktaş'ın savunmasının arkasında atılan her top pozisyon oluyor." yazmasının nedeni Beşiktaş'ın Schuster'in istediği savunmayı tam olarak yapamıyor oluşu.

Beşiktaş'ın rakip takımın sahasına yıktığı maçları tekrar gözden geçirecek olursak, rakibe top yaptırmayan, sahanın her yerine rakibe baskı yapan bir takım görürüz. Ancak bu savunmanın aksamaya başladığı zaman zaten orta sahaya kadar gelen bir savunma varken araya atılan yada uzun gönderilen topların pozisyon ile sonuçlanması çok doğal.

Peki neden bu savunma her maçta aynı şekilde yapılamıyor?

Schuster'in oynatmak istediği oyunun hatalarını bulmak yerine öncelikle elde ki kadroya bakmak gerekiyor. 90 dakika boyunca rakibe basan, bunaltan bir takıma sahip olmak demek kadronun 30 yaş üstü oyunculardan değil daha genç oyunculardan kurulu olmasını gerektirir. Beşiktaş'ın şuan ki kadrosuna bakacak olursa 13 oyuncunun 30 yaş üstü olduğunu görüyoruz. Kadronun yaşlı olması yetmezmiş gibi birde bu oyuncuların formsuzluğu ve isteksizliği eklenince ortaya çıkan görüntü iç açmıyor.

Bir başka nedenide takımın baskılı başladığı maçlarda, 20-25 dakikalık baskının sonuç vermemesi durumunda takımın oyundan düşerek "aman gol yer miyiz acaba" korkusuna kapılıp sacmalamaya başlayıp, sistemin dışına çıkmasından ötürü sahada panik halinde ne yaptığını bilmeyen bir takıma dönüyor. Ayrıca az önce yazdığım 30 yaşı üstü oyuncuların yorulmaları ve takım içinde ki diğer oyuncularında formsuzlukları diğer oyuncuların fazladan güc ve efor harcamalarına neden oluyor...

Schuster'in elde k kadro ile başarılı olması, özellikle bu taktik ile, zor. Devre arasında takıma yapılacak genç takviyeler ve A2'den kazanmaya çalıştığı oyuncular ile çok daha başarılı bir takım yaratacaktır.. Tek yapmamız gereken şey; sabretmek..

29 Kasım 2010 Pazartesi

Guti böyle istedi... 1-2 ..



Maçtan önce iki takımında sakat oyuncularında baktığımız zaman Beşiktaş'ın çok daha önemli eksikleri var gibi duruyordu. Sezon başından beri oynadığı her maçta fark yaratan Quaresma ve hemen hemen her maçta gol atan Bobo olmayacaktı. Bunların yanında her maç taraftara saç baş yolduran Holosko ve Tabata ise ilk 11'de başlayacaklardı. GS'nin eksikleri vardı ancak Kewell, Pino, Elano gibi isimlere hala sahiptiler. İlk 11'lere bakıldığında GS'nin hucum hattının Beşiktaş'tan daha iyi olduğu görülebiliyordu.

Beşiktaş: Guti-Tabata-Holosko-Nobre

Galatasaray: Sabri-Elano-Kewell-Pino

Ancak maçın kaderini hucumcular yerine her iki takım içinde defans ve kalecileri çizdi. Maçın başında 2-3 defa maruz kalan Ali Turan dakika 8'de ceza sahasında anlamsız bir şekilde Holosko'yu indirince, Beşiktaş'ın 1-0 öne geçmesini sağladı.

Arkasından Schuster topu rakibe teslim ederek, oyunu kendi yarı sahasında kabul etti. Schuster Beşiktaş'ın başına geldiğinden beri ilk kez öne geçtikten sonra oyunu kendi yarı sahasında kabul ederek, defans ile orta sahayı birbirlerine yakın oynattı. Ersan, Toraman, Ernst ve Aurelio'dan oluşan savunma göbeğini geçmek çok zordu ancak sezon başından beri başımızı yakan bireysel hatalarda dün akşamda vardı sahada, tek fark bu sefer başımızı duvarlara vurmamızı engelleyecek biri vardı kalede, CENK! Hakan'ın bizlere zehir etmeye çok yaklaştığı Fenerbahçe maçınada sonrada dahil olmuş, ilk yarının 1-0 bitmesine neden olarak ikinci yarıya umutla çıkmamızı sağlamış ve maçtan 1-1'lik beraberlik ile ayrılmıştık. Bu seferde kalesinde 90 dakika boyunca yerine müdahaleler ve çıkışlar yaparak Beşiktaş'ı 8 senedir galip gelemediği deplasmandan 3 puan ile dönmesinde başrol oynadı. Yediği golde ise oyundan takım olarak kopmuş olmamız ve topun hemen önünde sekmiş olması hata yapmasına sebep oldu..

Topun Beşiktaş'ta olduğu sürelerde ise Hilbert ve İsmail'in bindirmeleri, Galatasaray'ın savunmaya dönememesi, adam paylaşımlarını doğru yapamamaları ve tabii ki GUTİ gibi bir isime sahip oluşumuz fark yarattı. Maçı 90 dakika izleyen biri muhtemelen "Beşiktaş'ın penaltı hariç kaleyi bulan 3 şutu var nasıl hucumda fark yaratmak bu! Galatasaray'ın bitirici oyuncuları olsa çok farklı olurdu maç." diyecektir. Yazının başında yazdığım hucum hattında eksik olan oyuncular yüzünden Beşiktaş hucumlarda etkili olamadı. Tabata ve Holosko'nun topları Nobre ile verkaç yapmaya çalıştığı her pozisyon eriyip gitmesi, Quaresma gibi yaratıcı bir oyuncunun olmayışı ve kanat beklerden İsmail'in gerektiği kadar top ile oynamayaşından dolayı sazı Guti'den başkası eline alamazdı. Beşiktaş'a geldiğinden beri en iyi maçını çıkarttığı kesin. Hucumlarda takımı çok iyi yönetti. Özellikle Nobre'ye yaptığı orta gerçekten çok güzeldi. Nobre'ye sorsalar nasıl bir orta istersin diye muhtemelen bundan daha iyisini tarif edemez.

Beşiktaş'ın Fenerbahçe derbisinden sonra takım olarak iyi oynadığı (hem savunmada hem hucumda) maçlardan biriydi. Derbilerin atmosferi farklı olur ya o farklı atmosfer yarıyor takıma. En son 2002'de Deli İbo'nun sağ ayağından gelen golle kazandığımız Ali Sami Yen'den 8 sene sonra tekrar 3 puan ile ayrılmak keyif verici...

24 Kasım 2010 Çarşamba

Bol Şanslar #7





Kıralım artık şeytanın bacağını :)

23 Kasım 2010 Salı

15 Kasım 2010 Pazartesi

Güzel 25 dakika.. Sıkıcı 65 dakika...


Maçı izlemeyen biri "maç nasıldı?" diye sorsa, büyük ihtimalle ilk 25 dakika çok iyi oynadığımızdan ancak sonuc alamayıncada oyundan düştüğümüzde ilk yarının uzatma dakikalarında gelen penaltıdan sonra ikinci yarı "aman sakata gelmeyelim" düşüncesi ile kapandığımızı anlatılır.

Aslında maçın özetine başka ekleyebilecek gerçekten yok. İlk 25 dakika ki oyun üstünlüğümüzü skora ceviremeyince ilk yarının sonuna kadar her geçen dakika oyundan biraz daha düşen bir Beşiktaş vardı. 45+'da çalınan penaltı (bence ağır bir karar) ile öne geçtiğimizde biraz daha toparlanıp düzeleceğimizi düşünmüştüm. İkinci yarı ise benim beklentimin dışında daha kontrollu daha skoru korumaya yönelik başladı. Top ne kadar çok Gençlerbirliği'nin ayağında gözüksede 45 dakika boyunca pozisyon vermemiz aslında takım halinde savunma yaptığımız zaman kolay kolay pozisyon vermeyeceğimizi gösterdi. İkinci yarıda ki futbol birşeyi daha gösterdi, Beşiktaş kontra atak takımı değil. Savunmadan çıkarılan topların çoğu ileride pozisyona dönmeden rakibe geçti. Hızlı şekilde ileriye çıkacak ve hucumu zenginleştirebilecek oyuncu sayımız iki ya da üç.. Son dakikada Hilbert'in attığı gol var gücüyle hucuma çıkmış takıma karşı atılan bir goldu.

Her zaman olduğu gibi dün kü maçtada takımın beyfendisi Holosko hiçbirşey yapmadı. Mücadele yok, takıma katkısı yok, hırs yok, yetenek yok, hiçbirşey yok... Holosko neden bu kadar isteksiz bilmiyorum ama düzelmesi şart. Devre arasıda yakınken kendisinde bir patlama görebiliriz..

Deplasmanda alınan galibiyetler her zaman güzeldir. Özellikle üst sıralarda ki rakiplerin bu hafta puan kaybetmesinden sonra daha bir değerli oldu bu 3 puan. Geçtiğimiz haftaiçi Gaziantep Belediye karşısında alınan malubiyetten sonra Schuster'e verip veriştiren basınında sesini kısmaya yetecektir bu galibiyet..


12 Kasım 2010 Cuma

Spor Toto Süper Lig 12. Hafta Tahminleri


Konyaspor - Kayserispor: 2
Bucaspor - Ankaragücü: 0
Bursaspor - Trabzonspor: 2-3 gol
Eskişehirspor - Antalyaspor: ilk yarı X
Gaziantepspor - Fenerbahçe: 2
Kasımpaşa - Sivasspor: 1
Gençlerbirliği - Beşiktaş: üst
Büyükşehir Bld.Spor - Karabükspor: üst
Galatasaray - Manisaspor: 1

10 Kasım 2010 Çarşamba

‎1881 - 193∞

‎"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir." M.Kemal Atatürk

7 Kasım 2010 Pazar

Bol Şanslar #5


Bol gollü bir pazar dileği ile..

Bol şanslar..

5 Kasım 2010 Cuma

Git.. Git.. Git...


21 Eylül 2010 tarihinde Fenerbahçe maçından sonra "Yeter Hakan Arıkan" diye bir yazı yazmıştım bugün ise tarih 5 Kasım 2010.. Bu iki tarih arasında oynadığımız 9 maç var. 5'inde görev alan kaleci Hakan Arıkan. Oynadığı 5 maçtada yaptığı çok bariz hatalar nedeniyle kalemizde gol gördük. Ben uzun uzadıya bir yazı yazmak istemiyorum ancak ortaya çıktı ki Hakan Arıkan iyi bir kaleci değil, körle yatan şası kalkan misali Rüştü'nün yaptığı hataların aynısını yapmakla kalmıyor üstüne çok daha kötülerinide yapıyor.. Bir önce ki yazımı bitirdiğim cümlerle bitiriyorum bu yazımıda... "Hakan Arıkan'ın bu takım artık işi yok bu yaptığı kaçıncı hata, kaleyi artık güvenli ellere teslim etme, Hakan Arıkan'ında bavulunu toplayıp Anadolu'ya gitme vakti geldi.."

Hayat Kadar Güzel işte Beşiktaş.

Dövme yaptırma fikri uzun zamandır aklımdaydı, ilk dövmemde Beşiktaş ile alakalı birşey olmalı diye düşündüm...

Spor Toto Süper Lig 11. Hafta Tahminleri

Kayseri-G.Birliği: 1
Karabük-Buca: 1
Antalya-Bursa: 2
A.Gücü-Antep: 0
F.Bahçe-Eskişehir: üst
Sivas-İstanbul BŞB.: 2
Manisa-Konya: 1
Trabzon-G.Saray: üst
Beşiktaş-Kasımpaşa: üst

Bol şanslar...

Porto vs. Beşiktaş / İlker Yasin vs. Seyirci


21 Ekimde İnönü'de 9 kişi kalmarına rağmen 3-1 yenildiğimiz Porto karşısında bu akşam çok daha iyi çok daha istekli bir oyun ortaya koyduk ancak olmayınca olmuyor olarak yorumlayabileceğimiz pozisyonları kaçırmamız ve her maç hata yapan ancak bir şekilde şansına tekrar forma giyebilen Hakan Arıkan'ın hatası sebebiyle golü yedik. Geriye düşmemize rağmen oyundan kopmamız ve Nihat'ın yaradana sığınarak vurduğu şut sayesinde 1-1'lik beraberlik ile ayrıldık sahadan.

Aslında maça iyi başlayan taraf Beşiktaş'tı. Henüz üçüncü dakikada Bobo pozisyona girmiş ancak atamamıştı. Ayağa isabetli paslar, sağdan soldan bindirmeler ve oyuncuların çok kötü bir ay geçirmiş olmarına rağmen özgüvenlerinin yerinde maça başlamış olmaları oyunun ilk 20-25 dakikalık bölümüne iyi yansıdı. Ancak her maçta rakibe bir şekilde gol hediye eden Hakan Arıkan bu maçtada boş geçmedi ve dışarıya çıkan topa aptalca bir hamle yaparak, dengesini kaybetmiş Falcao'yu yere indirerek Porto'ya penaltı hediye etti. Tabii ki pozisyon bilgisi olmayan, yan top alamayan kaleciden penaltı kurtarmasını beklemek olmazdı. Golden sonra oyundan düşmüş olsakta ilk yarının bitmesi takıma biraz nefes, ikinci yarıda Holosko'nun oyuna girmesi biraz daha can katacaktı..

İkinci yarıya başlarken topun biraz daha bizde kalması, ilk yarıda yaptığımız yüzdeli ve isabetli paslarla Porto'yu açabileceğimizi düşünüyordum ki ikinci yarıya Porto daha iyi başlayan tarafta olmuştu ancak İbrahim Üzülmez-C. Rodriguez arasında ki tartışmanın sonucunda çıkan kırmızı kart Beşiktaş'a moral taraftara umut aşılıyordu. Zaten arkasından Holosko'nun direkten dönen topu maçın seyirinin değiştiğine işaret ediyordu ki golde çok gecikmedi. 61'inci dakikada Nihat'ın yaradana sığınarak vurduğu top ağlarla buluşuyor ve oyuna denge geliyordu. Golden 4-5 dakika sonra İbrahim Toraman'ın oyundan atılması Beşiktaş'ın biraz paniklemesine neden olsada mücadeleyi bırakmayarak, 10 kişi olmasına hatta deplasmanda oynamasına rağmen etkili atakalarla gelmemiz ancak son vuruşu yapamamız, Bobo'nun kariyerinin en güzel golüne direğin izin vermemesi ilerisi için iyi sinyaller verdi. Ersan'ın çizgiden çıkarttığı top ise maçın en güzel hareketlerinden bir tanesiydi. Umarım Ersan'ı uzun yıllar Beşiktaş forması ile izleriz..

Gecenin en kötüsü hiç kuşku yok ki İlker Yasin idi. Bu kadar sıkıcı ve isteksiz maç anlatılmaz ki arkadaş. Sen spikersin adam gibi anlat maçı. Üstelik Ertem Şener, Sabri Ugan gibi isimler varken neden İlker Yasin anlatır Beşiktaş maçını? Geçen sene deplasmanda oynadığımız CSKA Moskova maçından sonra StarTV'yi arayıp "bir daha Beşiktaş maçı anlatmasın" diye şikayette bulunmuştum ancak kanal yönetimi Sabri Ugan'ı PSG-Dortmund maçı için uygun görmüş. Ulan bugün oynayan Beşiktaş değilde Fenerbahçe olsaydıda bu kadar çok konuşabilecek miydin teknik direktör hakkında? Ya da dalga geçer gibi yorum yapabilecek miydin İlker Yasin? Hiç sanmıyorum... Umarım senide bir daha maç anlatırken görmeyiz...

29 Ekim 2010 Cuma

87. Yıl Kutlu olsun!


Gölköy adında bir yer varmış gelibolu'da
Televizyonda gösterdiler geçen gün.
Gelenek edinmiş köy halkı,
"ben kendimi bildim bileli bu böyledir"
Diyor muhtar:
29 ekim'de toptan sünnet ederlermiş çocuklarını...
Derken ekranda entarili bir çocuk belirdi
Kirvesi tutmuş kolundan
Yatırdılar bir kamp yatağına,
Ardından sünnetçi olacak zat boy gösterdi
Elinde bıçağıyla,
Çocuk kaldırdı başını, bağırdı:
"yaşasın cumhuriyet" diye
Bunun üzerine de ekran karardı
Korkarım bu, sade gölköylülerin değil, umumuzun
Sade küçüklerimizin değil, büyüklerimizin de
Düştüğü bir tarihsel yanılgı
Çünkü sünnet değil, farzdır cumhuriyet

Can Yücel

28 Ekim 2010 Perşembe

Spor Toto Süper Lig 10. Hafta Tahminleri



Bursaspor - Fenerbahçe: 1
Eskişehirspor - Ankaragücü: ilk yarı 0
Gaziantepspor - Karabükspor: üst
Galatasaray - Antalyaspor: 1
Gençlerbirliği - Manisaspor: üst
Kasımpaşa - Kayserispor: 2
Bucaspor - İBB: 2
Beşiktaş - Sivasspor: üst
Konyaspor - Trabzonspor: 2

Bol şanslar..

22 Ekim 2010 Cuma

Spor Toto Süper Lig 9. Hafta Tahminleri


Karabükspor - Eskişehirspor: 1
Sivasspor - Bucaspor: 1
İBB - Gaziantepspor: 2-3 gol
Antalyaspor - Konyaspor: İlk yarı X
Trabzonspor - Gençlerbirliği: ÜST
Ankaragücü - Bursaspor: 2
Manisaspor - Kasımpaşa: 1
Fenerbahçe - Galatasaray: 1
Kayserispor - Beşiktaş: X

Bol şanslar..

16 Ekim 2010 Cumartesi

Nuri'den ayar!


Dün oynanan Köln-Dortmund maçında, dakika 82'de Podolski eşitliği sayladıktan sonra maç sonlarına doğru Nuri ile tartışmaya başlar ve "3-0 nasıl çaktık size? eheheh" tarzında hareketler yaptıktan sonra olaylar yatışır. Maçın artık son dakikaları oynanırken Dortmund atağında ceza sahasına gelen topu Nuri Şahin kaleye gönderir ve durumu 2-1 yapar. Gol sevincinde Podolski'ye ayarı çeker..


video

4 Ekim 2010 Pazartesi

Ahlak mı? Ahlak ne arar la Kuddisi'de?

Bir hakem düşünün ki yönettiği her maçta en az bir olay olsun, kararları her zaman tartışılsın ve maç sonlarında futboldan daha çok onun adı konuşulsun. Bu nasıl hakemliktir? Egemen'in Guti'ye yaptığı faul pozisyonunda "sarı" kart kesin yorum ile "kırmızı" olması gerekirken nasıl olurda kart çıkmaz? Ya peki 90+6'da ki Teofilo olayı nedir? Dünyanın neresinde maç izlerseniz oyuncuya yumruk atmanın cezası kırmızı karttır ama Kuddisi nasıl yorumluyorsa, kuralları nasıl biliyorsa direk kırmızı yerine dolaylı yoldan ikinci sarı karta arkasından kırmızı kartına başvurmuştur. Hakemlerin her maçı çok iyi yönetemeyebilir ancak Kuddisi hiçbir maçı çok iyi yönetemiyor üstüne üstlük çok bariz hatalarla maçın kaderini değiştiriyor. Birkaç hafta dinlendirilmesi belki de ilk yarı boyunca maç verilmemesi gereken hakemlerin başında geliyor kendisi..

Hakem hataları her geçen hafta biraz daha artıyor. MHK, o fenerbahçeli başkanı ile yıllardır güven vermiyordu artık her geçen hafta biraz daha batıyorlar. MHK'nin acilen olağanüstü kurula gidip yeniden yapılanması gerekiyor. Yoksa çok klişe laf gerçeğe dönecek "bu lig bu hakemlerle bitmez."

1 Ekim 2010 Cuma

Spor Toto Süper Lig 7. Hafta Tahminleri

Bucaspor - Eskişehirspor: 0-1 gol
Karabükspor - Galatasaray: üst
Manisaspor - Kayserispor: üst
Ankaragücü - Konyaspor: X
Fenerbahçe - Gençlerbirliği: ilk yarı 1
Büyükşehir Bld.Spor - Bursaspor: ilk yarı X
Sivasspor - Gaziantepspor : Alt
Antalyaspor - Kasımpaşa: X
Trabzonspor - Beşiktaş: 2

29 Eylül 2010 Çarşamba

Bol Şanslar #4


Güzel bir kupon oldu gibi...

28 Eylül 2010 Salı

Outsourced (Yeni Dizi)


Kısaca konusu; oğlan Todd Dempsy telefonla alış-veriş yapılan bir şirketin başına geçmek için yönetim eğitimine gitmiştir. Döndüğünde ise şirketin Hindistan'a taşındğını ve işi kabul etmezse işsiz kalacağını öğrenir ve Hİndistan'a taşınır. Tamamiyle yabancı olduğu bir kültürde ve çok enteresan insanlarla telefon şirketini yönetmeye çalışacaktır.

Eylül ayında başlayacak yeni diziler arasından "izlenir" olarak işaretlediğim dizilerden biriydi Outsourced. Traileri gerçekten eğlenceli bir yapımın işaretlerini veriyordu ancak konu çok ilginç ve eğlence potansiyeli yüksek olsada ilk bölüm itibari ile gerçekten hayal kırıklığı yarattı. 23 dakikalık ilk bölümde, trailerde yayınlanan nerelere gülüyorsanız ilk bölüm itibari ile yine aynı yerlere gülmeniz bekleniyor. Tabii böyle oluncada ilk bölümden çok fazla keyif alamadım. Yeni başlamış bir diziye ilk bölüm itibari ile izlenmez damgasının vurulmasını çok doğru bulmuyorum. Eylül ayı geldi yeni dizi arıyorum diyen kişilere tavsiyem eğer başlayacaksınız çok fazla şey beklemeyin..

25 Eylül 2010 Cumartesi

Bol Şanslar #3


Bol şanslar...

Oscar'ın Sucu ne?



Madem o formayı giyen herkese sahip çıkılacak o zaman yıllarca bu formanın en iyi şekilde hakkını vermiş ancak Galatasaray maçında kısa düşen degajından sonra gol yediği için şike ile sucladığınız, takımdan gönderilirken ses çıkartmadığınız Oscar'ın sucu neydi? O formayı Nihat'tan daha fazla hakketiğine sanırım herkes hem fikirdir. Madem böyle birşey yapıyorsunuz o zaman anasayfaya Cordoba'dan özür yazısıda koymalısınız..!!

Taraftarın hakkını kim alabilir?


Dün ÇARŞI'nın sitesinde yer alan açıklama. "Hiçbir futbolcumuz ıslıklanmayacak yada yuhalanmayacakmış." bunun nereden çıktığını herkes çok iyi biliyor. Geçen sezon takıma büyük umutlarla gelen yıllık 3.5 milyon € alarak Beşiktaş Cocuğu(!) olduğuna ikna olduğumuz Nihat Kahveci'nin, geçtiğimiz hafta Fenerbahçe maçında ki silik performansından sonra herkesin sabır sınırına aşmasına neden oluşuydu.

Açıklamada yuhalamanın herhangi bir eleştirisel yapısı olmadığından bahsediliyor. Zaten yuhalamak eleştirilsel bir davranış değildir, yuhalamak ortaya konan performansa tepkidir. Ve bu taraftarın en doğal hakkıdır çünkü taraftar oraya binbir zorlukta gelmiş, tek istedikleri şey takımın başarısı olan insanlara karşılık, yıllık trilyonlar kazanan ve tek yapacakları şey futbol oynamak olan futbolcuların umursamaz tavırlara bürünmüş olmalarına ve kötü performanslarını yıllarca devam ettirmesine, tepki gösteriliyordur, haketmeyen kişi tepkiye maruz kalmaz.

Beşiktaş Cocuğum diyen Nihat o formanın hakkını vemezken Alman Ernst, Zapo, Bobo o formanın hakkını fazlasıyla vermektedir. Yıllardır yabancı oyuncuların iyi oynamamasından yakınan bizler kendi içimizden çıkmış birine sahip çıkmak yerine eğer tepki gösteriyorsak bir nedeni vardır. Nihat toparlanır yada toparlanmaz kendi bileceği iştir ama kimse taraftarın en doğal hakkını elinden alamaz..

24 Eylül 2010 Cuma

Spor Toto Süper Lig 6. Hafta Tahminleri


Bursaspor - Bucaspor: 2-3 gol
Gençlerbirliği - Ankaragücü: ilk yarı X
Beşiktaş - Antalyaspor: 2.5 gol üst
Eskişehirspor - Gaziantepspor: 1
Kayserispor - Trabzonspor: X
Konyaspor - Karabükspor: X2
Galatasaray - Büyükşehir Bld.Spor: 2-3 gol
Manisaspor - Sivasspor: 1
Kasımpaşa - Fenerbahçe: ilk yarı X

22 Eylül 2010 Çarşamba

Bol Şanslar #2


Bol gollü bir akşam olması dileği ile..



Schuster = Sistem

"Bir hoca maç maç düşünmüyorsa benim için büyük hoca değildir." Sergen Yalçın

NTVSpor'da Schuster'e etti bu lafı Sergen. Schuster maç maç düşünmediği için büyük hoca değilmiş. Adama "OHA!" derler be Sergen. Avrupa'da kaç tane hoca var hala maç maç düşünerek taktik yapan? Sistem denilen şey her maç değişirse nasıl bir takım nasıl sisteme oturabilir? Ayrıca dün tutturmuş Beşiktaş böyle oynamaz böyle oynarsa çok gol yermiş çünkü defansı ileride duruyormuş Fenerbahçe'de Beşiktaş karşısında çok pozisyon bulmuşmuş falanmış filan... Büyük takımlar her türlü gol atarmış ancak gol yerlerse o gölü çıkaramazlarmış.

Sene 2010 oldu artık takımlar taktiklere göre değil sistemlere göre top oynuyorlar. Yani A takımı bir maça 4-1-2-1-2 çıkarken diğer maça 4-4-2 olarak çıkmıyor (çıkan takımlar elbette var mesela Anadolu kulupleri) ancak büyük takımlara baktığımız zaman teknik adamlarının takımlara oynatmaya çalıştığı belli bir sistem var. Bir takıma sistem oturtmak o kadar kolay bir iş değil öncelikle elde ki oyuncuların o sisteme uygun olup olmadığı, sisteme uyum sağlama süreli birçok kulup için sancılı geçer. Bu geçen sürenin sonunda sistem öyle yada böyle takıma oturur, başarı gelir yada gelmez ancak sistem bir takımın karakteridir.

Yıllarca Anadolu kuluplerinin karaktersiz futbolundan yakınmadık mı? Neden İnönü'ye gelen her Anadolu kulubu 11 kişi kapanıyordu? Bunu tartışmadık mı? İşte bunun nedeni takımların bir sistemi olmamasıydı. Onun için demiyor muyuz Hikmet Karaman, Erdoğan Arıca ve diğer Anadolu kuluplerini 10'ar kez çalıştırmış hocalar büyük hoca değil, futbol katilidir diye. Peki neden takımlara sistem kurmaya çalışan hocaları eleştiriyoruz? Her takım bu zorlu süreçten geçmiştir, geçiyordur yada gececektir.

Bu bağlamda düşünürsek, Schuster'e maç maç düşünmüyor kötü hoca demek kadar abes bir şey yoktur. Schuster sistem adımıdır tıpkı Guardiola, Spaletti gibi.. Kendi kafasında oynatmak istediği futbol ile sahaya çıkar. Onun için takımın malubiyeti önemli değildir. Her maç sistem biraz daha oturacaktır takıma o bunun bilincindedir. Yoksa Kayserispor'a karşı hucum oyna dön İBB'ye savunma yap gibi günlük maç taktikleri uygulamaz. Ayağa pas, kanatlardan sürekli bindirmeler ve en çok eleştirilen savunmanın orta saha çizgisinde olması kısaca hucum futboludur Schuster'in sistemi. Bugüne kadar hangi takım bu kadar cesur top oynamış bu ligte? Kaç tane takım Fenerbahçe'ye Saraçoğlu'nda 65 dakika top göstermemiştir?

Derbide yaşanan 25-45 dakikalarının suçlusu Schuster midir yoksa Hakan Arıkan mı? 25 dakika rakibe top göstermeyen bir Beşiktaş varken sahada boşu boşuna rakibin öne geçmesini sağlayan ve moral bulmasına yardımcı olan kişi Schuster midir? O mu eğitmiştir Hakan Arıkan'ı? Verilen pozisyonların tek nedeni golden sonra Beşiktaş orta sahası çözülmüş ve Fenerbahçe'ye istediği boşlukları vermiş olmasıdır. Kaldı ki buda derbiler için normal bir süreçtir. Her derbide öne geçen takım kazandığı moral ile oyunu rakibin üstüne yıkabilecek kapasiteye gelir. Ya devre arasında ya da oyunun ilerleyen dakikalarında oyun tekrardan dengelenir. Schuster'in sisteminin bir sucu yoktur. Zaten sistemin bir sucu olmadığını ikinci yarıda 45 dakika boyunca Fenerbahçe'yi kendi sahasına hapsederek oynanılan oyunda göstermiştir.

Yine Sergen mantığına dönecek olursak, büyük takımların bazı maçları 1-0 kazanması gerektiğini ve Beşiktaş'ın kolay kolay 1-0 maç kazanamayacağını söylemiştir. İyi de 1-0 maç kazanmak isteyen kim?

Sergen'in anlamadığı nokta işte burasıdır. Sistem takımları eğer ki hucum futbolu oynuyorsa 1-0 öne geçmiş olmaları maçı öyle bitireceklerdi anlamına gelmez. Sistem 90 dakika boyunca devam eder, gol isterse 1. dakikada isterse 60. dakikada gelsin takım oyun disiplininden ve sistemden çıkmaz. Schuster'in bütün sene boyunca 1-0 öne geçtikten sonra skoru korumak için hamle yaptığını görmeyeceğiz. Bu Porto deplasmanında da Galatasaray deplasmanında da aynı olacak. Beşiktaş şuan Schuster'in takıma uyum sürecini yaşamıyor. Beşiktaş şuan takımın Schuster'e uyum süreceini yaşıyor. Evet sıkıntılı, sancılı bir dönem ancak zamanla herşeyin daha iyi olduğunu göreceğiz. Zamanla oturmuş bir sistemin her maç "acaba bu maçta ne yapacağız?" "nasıl oynayacağız?" düşüncesinden çok daha iyi olduğunu göreceğiz. Maçlar kazanılır kaybedilir orası önemli değil önemli olan karakter kazanmaktır...

Sahalardan Kemik Sesleri #8

Atletico Madrid - Barcelona maçından Ujfalusi'nin Messi'ye yaptığı hareket. Gerçekten insanlık dışı olarak yorumlanabilir. Messi'nin sadece 1o gün sahalardan uzak kalması çok büyük bir şans..


21 Eylül 2010 Salı

Yeter Hakan Arıkan!!

Fenerbahçe ile deplasmanda oynuyorsun üstelik rakibe top göstermiyorsun ancak biri çıkıp takımı yakıyor, rakibe moral ve inanç veriyor sonrada suçlu Schuster oluyor. Schuster'in derbide ki hatalı 11'ini eleştiririm ancak 22-45 arasında Fenerbahçe'nin akın akın gelmesinin baş mimari Hakan Arıkan'ın hiç mi sucu yok? Çok güzel oynadığımız bir derbiyi kabusa çeviriyordu. Allahtan sakatlanıp oyundan çıktıda yerine Cenk girdi.

Maçı birlikte izlediğimiz arkadaşlardan biri "Neden Cenk oynamıyor" diye sorduğunda "Bu deplasmanı kaldıramaz" diye cevap vermiştim. Hakan Arıkan'a son sefer şans vermiştim kendimce. Nasılsa Fenerbahçe kötü oynuyor tek tük pozisyon bulurlar onda da hata yapmaz diye umut etmiştim. Tabii ki Hakan umutlarımı boşa çıkarttı. Yediği golde ki faule boka püsüre bakmadan tekrar izleyin ve nasıl bir kaleci karambole düşecek bir topa çıkar hadi çıktın ulan ellerini kollarını kullanarak zıplayıp yumruklasana topu, nereye düşeceği belli olmayan bir topa koşarak çıkıyorsun(!) ve takımın senin bu kadar bariz bir hatan ile yenik duruma düşüyor.. Sonrasında 22-45 arasında rakip Beşiktaş orta sahasını kırıyor ve hucumlar geliştiriyor.

En sevmediğim şey "-se -sa" kipleri ile futbol tartışmaktır. Futbolun keşkesi yoktur ancak 22-45 arası Fenerbahçe hucumlarından birinin gol ile sonuçlandığını düşünelim. Fenerbahçe kendi sahasında 2 farklı üstünlüğü yakalayacak! Çünkü Beşiktaş gibi bir takımın kalecisi yan topa çıkmayı bilmiyor.

Tabii şunu unutmamak lazım; yıllarca A Milli Takım kalesini korumuş, 40 yaşına gelmesine rağmen yan toplarda hala hata yapan bir kalecinin yediği olduğun zaman onun gibi yetişiyorsun. Atalarımız boşuna dememiş "üzüm üzüme baka baka kararır" diye. Hakan Arıkan'ın bu takım artık işi yok bu yaptığı kaçıncı hata, kaleyi artık güvenli ellere teslim etme, Hakan Arıkan'ında bavulunu toplayıp Anadolu'ya gitme vakti geldi..

19 Eylül 2010 Pazar

Bol şanslar #1


Uzun süredir herhangi bir şans oyunu oynamıyordum ukash'e komisyon vermek istemediğim için İddaa'dan 8TL'lik ufak bir kupon yaptım..

Bol şanslar...

17 Eylül 2010 Cuma

Sahalardan Kemik Sesleri #7

Salı akşamı oynanan Manchester United - Rangers maçında Valencia'nın bileğinin kırıldığı an. Şubat sonuna kadar forma giyemecek..

Tarlaya Ektim Soğan

Yaz ayında yapılan Sonisphere Festival yüzünden bozulan zemin bir türlü eski haline dönrülemedi. Üstüne üstlük her geçen hafta daha kötüye giden bir görünüm var. ilk hafta bakımsız kötü görünen stad zemini dün kü CSKA Sofya maçı ile bambaşka bir hal aldı. Çimin dinlendirilmesi ve iyi bir bakıma alınması şart ancak TFF ısrarla Kasımpaşa maçlarını İnönü'ye vermeye devam ediyor. Üstelik Beşiktaş ile Kasımapaşa ters fikstürüde sahip değil. Yani Beşiktaş'ın içeride oynadığı hafta o kötü zeminde iki maç yapılıyor ve zemin her geçen gün daha kötüye gidiyor.

U2 konserinden sonra Olimpiyat Stadı'nın zeminide deforme olmuş durumda hadi İBB maçlarını Sami Yen'e veriyorsun o zaman Kasımpaşa maçlarını niye ısrarla zemini kötü olan İnönü'ye veriyosun? Versene Kadıköy'e! Hem Fenerbahçe ile maçları çakışmıyorda. Burada TFF'den daha suclu biri varsa oda Kasımpaşa Yönetimi'dir. Kasımpaşa Yönetimi neden İnönü'de oynamaya karşı çıkmıyor onuda anlamıyorum. Zemin futbola müsait değil diyerek karara karşı çıksalar eminim ki TFF gerekeni yapacak ve maçı Saracoğlu'na alacak..

Spor Toto Süper Lig Tahminleri


Trabzonspor - Manisaspor: üst
Ankaragücü - Kasımpaşa: ilk yarı 0
Sivasspor - Eskişehirspor: üst
Antalyaspor - Kayserispor: 2
Bucaspor - Galatasaray: 2
Karabükspor - Gençlerbirliği: 0
Fenerbahçe - Beşiktaş: 0/2 çifte şans
Büyükşehir Bld.Spor - Konyaspor: 1
Gaziantepspor - Bursaspor: Alt

12 Eylül 2010 Pazar

O Turnike..


Final bu akşam 21:30'da... Başarılar 12 Dev Adam!! ..

11 Eylül 2010 Cumartesi

Gurbete +1 Kartal

Geçen Mart ayında İngiltere'den Coventry University'den kabulum gelmişti. O zaman "daha çok var hele bir ÖSS'ye gireyim" diye sadece imkan dahilinde tuttuğum kabulu son 1 ay içinde ciddi bir değerlendirmeye alıp gitmeye karar verdim. Eğer vizede bir aksilik çıkmazsa bu ay sonundan itibaren Coventry'e gidiyorum.

Yeni ülke, yeni şehir, yeni hayat, yeni umutlar..

İbra'dan aldım sana verdim..


David Villa'nin gelişinden sonra takımdan ayrılmasına kesin gözüyle bakılan ve geçtiğimiz hafta Milan ile anlaşarak tekrar İtalya'ya dönen İbrahimovic'in dokuz numaralı formasını bu sene Barcelona'da Bojan giyecek.

Reggie Bush vs. Beckham

Adidas'ın "futbol meats football" isimli slogan ile ABD'de yaptığı reklam filmleri.. Reklam filmlerinin tarihi 2007 ancak ABD'de futbol sürekli gelişim halindeyse Adidas'ın katkısı küçümsenmeyecek kadar büyük.





9 Eylül 2010 Perşembe

Adam De-ğil-sin Batuhan!!

"Beşiktaş'tan ayrıldığım için gönlüm buruk değil. Beni oradan gönderdiler. İnşallah Batuhan gibi birini bulurlar"

"Ben Beşiktaş çocuğuyum ama taraftar ve camia Beşiktaşlı çocuklarına sahip çıkmadı. Beni kendileri gönderdiler. Şimdi beni çok ararlar. Bonservisim elimde olsa bir daha asla Beşiktaş'a dönmem. Galatasaray ve Fenerbahçe'ye gidebilirim"

Quaresma ve Guti ile oynamanın Sezer Öztürk ve Koray Arslan ile oynamaktan bir farkının olmadığını vurgulayan Batuhan, bu iki yıldızın Beşiktaş'a fazla katkısı olacağını zannetmediğini ifade etti.

--

Takımdan gönderilmesine hiçbir zaman karşı çıkmadım hatta desteklediğim bir futbolcuydu Batuhan. Beşiktaş futbolcusu öncelikle ahlaklı olacak. Ağzından çıkanı kulağı duyacak ve en önemlisi Beşiktaş'tan ayrıldıktan sonra sallamaya başlamayacak. Bu mudur Beşiktaş cocuğu? Batuhan hakkında Kartal Sözlük'te bi entry yazmıştım aynı yazıyı buraya yazıyorum... Senden cacık olmaz Batuhan..

"Batuhan Karadeniz'e Beşiktaş A takıma çıktığından beri ne kadar şans verildi? Kaç maçta Batuhan'ı 90 dakika izledik? Ve oynadığı maçlarda neler yaptı? Ve en önemlisi saha dışında nasıl davrandı?

Kadıköy'de ki Fenerbahçe maçında Higuain'e pas vermeyip beraberliği yakalam şansımızı elimizden aldı ve maçtan mağlup ayrıldık. üstüne üstlük utanmadan "kral yapmayacaksın kral olacaksın" açıklamasında bulundu, yaz kampında basın mensubuna küfür etti, Milli Takım'da penaltı kullanacağı sırada kaleci ile dalga geçti ve penaltıyı kaçırdı, kiralik olarak gittiği Eskişehirspor'un Fenerbahçe maçından önce kamptan kaçarak gece kulubunde yakalandı... Bunlara rağmen Beşiktaş'a döndüğünde taraftar heyecanlandı ve sahip çıktı Batuhana.

Peki o ne yaptı? Beşiktaş'ın hucum gücünün bu kadar kötü olduğu bir sezonda, top oynamyan Nobre, yatan Nihat, formsuz Bobo'dan daha çok çalışıp formayı kazanacağına oda onlar gibi yatmayı tercih etti. Mustafa Denizli'nin genç oyuncularla pek çalışmayı sevmediğini biliyoruz ancak Beşiktaşlı olduğunu ve takım başarısı için herşeyi yapacağını da biliyoruz. Bu takımda Rıdvan, Atınç, ismail, Necip gibi isimlere bile gerektiğinde formayı verdi Mustafa Hoca eğer ki Batuhan'a vermediyse bildiği birşey vardır.

Ben bir Beşiktaş taraftarı olarak Batuhan'dan umudumu çok uzun zaman önce kesmiştim. Bugüne kadar yaptıklarınada hiç şasırmadım, satılmasına karşıyım henüz 20 yaşında ki bir oyuncuyu satmak yanlış bir karar onun yerine kiralansa daha iyi olurdu ancak kariyer Batuhan'ın hayat Batuhan'ın... Eğer bir gün Beşiktaş formasının paradan ve karı kızdan daha önemli olduğunu anlar ve Beşiktaşlı her futbolcu gibi kendi değil takım başarısı için oynamayı anlarsa geri dönsün formasını giyinsin ancak yok ben karı kız peşinde koşucam, futboluda şekil için oynayacağım diyorsa...

Yolu açık olsun..."

5 Eylül 2010 Pazar

Futbol Cahilisin Aziz Yıldırım..

Sen bu ülkenin büyük kuluplerinden biri olan Fenerbahçe Spor Kulubu'nun başkanısın Avrupa ve Dünya futbolunu bilmen beklenirken nasıl oluyorda Alex ile Guti'yi karşılaştırabiliyorsun hatta ötesine gidip Alex Guti'den daha iyi diyebiliyorsun. Nasıl oluyorda hayatında Avrupa'da oynadığı tek Avrupa kulubu Fenerbahçe olan adamı, bütün kariyerini Real Madrid'de geçirmiş, dünyanın en iyi futbolcuları ile birlikte oynamış, kazanmadık kupa bırakmamış adam ile karşılaştırıp, "Alex 10 Guti eder" diyebiliyorsun? Bu nasıl mantıktır? Nasıl karınsızlıktır? Bunun adı futbol cahilliği değildirde nedir? Sen futbol cahilisin Aziz Yıldırım, futbol cahili...

31 Ağustos 2010 Salı

Wacken Open Air 2010


Iron Maiden'ı ilk kez "Somewhere Back In The Time" turnesinde izleme hayalleri kurarken Wacken Open Air 2008 açıklanan ilk headliner olmasıyla gitmeye karar verdiğim ve arkasından bağımlısı haline geldiğim Wacken Open Air'a bu sene üçüncü kez gittim.

Festivale 2008'de yolda tanıştığım ve her sene bir şekilde ikna etmeyi başardığım Lacin isimli arkadasımla birlikte gittik (Metaltr yada Last.fm'e üye olanlar varsa orada ki ismi razor36). Bu sene önce ki senelerden farklı olarak festivale 2 gün önceden gitmeye karar verdik. Perşembe günü başlayacak festival için biz salı gününden çadırlarımızı kurar, t-shirtlerimizi alır ve Wacken'da iki gün daha fazla geçiririz diye düşünmüştük. 3 Ağustos saat 11.10 gibi biz Hamburg'taydık ancak İstanbul-Münih uçağının 10 dakika rötarli inmesinden dolayı -Münih/Hamburg uçağına isimlerimiz anons edildikten sonra zarzor yetişebildik- bagajlarımızın Munih'te kaldığını bagajlarımız gelmediğinde anladık.. Yaklaşık 7 saat sonra bagajlarımızı alabildik.. Bagajları aldıktan sonra istikamet belliydi.. Hamburg tren istasyonundan Itzohoe oradan taksi ile Wacken'a ulaştık..

Çarşamba gününü pas geçerek yazıya devam ediyorum...

Perşembe günü Wacken'ın bugüne kadar gördüğü en iyi Perşembelerden biri oldu.. Sırasıyla Alice Cooper, Mötley Crüe ve Iron Maiden sahne aldı. Wacken 2010'da ilk izlediğim grup Theatre Of Death turnesinde olan Alice Cooper oldu. Çok fazla Alice Cooper dinlemeyen biri olarak sahne şovunu fazlasıyla beğendim hatta izlediğim en iyi sahne şovlarından biriydi diyebilirim. Konsere School's Out ile başlayıp No More Mr. Nice Guy ile devam etti nedendir bilmiyorum ancak konsere School's Out'u ikinci kez çalarak son verdi.

2008'de çıkarttıkları Saint Of Los Angeles albüm turu kapsamında Türkiye'ye gelmesini umduğum ancak hiçbir organizatörün getiremediği Mötley Crüe'yü Wacken'da son turnesine izlemiş olmak gerçekten güzeldi. Son turnede hazırladıkları setlistte keyifliydi. Ancak grup biraz benim beklentilerimin altında kaldı. Wacken'in ses sistemine bok atabilecek biri var mı bilmiyorum onun için Vince Neil'in şarkı sözlerinin tam olarak anlaşılmamasını, kelimeleri yutmasına bağlıyorum. Ayrıca grubun en adam akıllı elemanı olan Mick Mars'ın hastalığı iyice ilerlemiş gibi.. Sahnede adım atacak hali yok gibi görünüyordu. Herşeye rağmen Mötley Crüe'yü son turnesinde izlemek unutlmazlar arasına girdi..

Mötley Crüe'den sonra festivalin asıl grubu "The Final Frontier" turunda olan IRON MAIDEN sahne aldı.. Her zaman ki konser başlamadan "Doctor Doctor" çalarak seyircileri hazırladılar. 2008'de yine Wacken'da izlediğim zaman "Somewhere Back In The Time" turnesinde olduklarından Brave New World, Dance Of Death ve A Matter Of Life And Death albümlerinden şarkılar çalmamışlardı. Bu sefer ise 2000 ve sonrasında ki albümlerinden oluşan bir playlist ile çaldılar. Ghost Of The Navigator, Brave New World, No More Lies, Blood Brothers ve Dance Of Death'i canlı dinlemiş olmak gerçekten büyük keyifti.. Grubun genel performansı hakkında yorum yapmak ne kadar doğru bilmiyorum ancak Bruce Dickinson Benjamin Button gibi yıllar geçtikce gençleşiyor.. Konser sırasında garipsediğim tek şey Bruce Dickinson'ın "albümümüz çıktığı zaman onu bir numara yapacak mısınız?" tarzında konuşması oldu. Maiden gibi bir grubun neden böyle bir endişesi olduğunu pek anlayamadım... Ayrıca Wacken ekibinin Iron Maiden sahnedeyken W.E.T Stage'de GOJIRA'yı çıkartması gerçekten kötü oldu daha sonra Hamburg Logo'da ve Brutal Assault'ta izlediğim grup çadıra sığmayacak kadar iyiydi..

Maiden'dan sonra Perşembe günü benim için bitti. Cuma günü ilk grup saat 11.00'da Alman thrash grubu Dew-Sencented'i kahvaltıydı, telefonların sarjlarıydı falan derken kaçırdık. Saat 12.00'ye Amorphis sahneye çıktı. Pasi Koskinen'in ardından gruba vokal olarak katılan Tomi Joutsen'li üç albümüde çok beğenen biri olarak Amorphis konserinden bir hayli keyif aldım. Özellikle House Of Sleep ve Black Winter Day çalarken seyircininde şarkılara katılımıyla inanılmaz güzel bir atmosfer oluştu. True Metal'da çıkan günün ilk grubu olarak çıktıklarını düşünürsek konser genel olarak çok iyidi.

Amorphis'in arkasından Black Stage'de Orphaned Land, Party Stage'de Job For A Cowboy sahneye çıkacaktı. 2008'de Job For A Cowboy izlemiştim, Orphaned Land'ide Türkiye'de izleme imkanım bir hayli fazla olduğu için ve daha öncedende geldikleri için W.E.T Stage'in yolunu tuttum. İlk olarak çadırda Yunanlı Thrash grubu Suicidal Angels çıktı. Sadece yarım saatlik bir konser olduğu için sadece 6 şarkı çaldılar. Brutal Assault'tada izlediğim için grubun Wacken performansını çok beğenmedim. Grup daha büyük sahnede çok daha iyi çalıyor ve seyirciyle daha iyi iletişim kurabiliyor. Grubun tek albümü var "Sanctify The Darkness"i dinlemenizi tavsiye ederim.

Komşunun thrash grubundan sonra benim için 2010'da Wacken'in en değerli gruplarından biri olan İşveçli heavy metal grubu Astral Doors sahneye çıktı. Bende Türk bayrağı ile en önde yerimi aldım. Çadırda çıkan her grup gibi sadece yarım saat sahnede kaldılar. Grubun son albümü Requim Of Time, Evil is Forever, Astralism ve Of The Son And The Father albümlerinden 7 şarkı çaldılar. Grubun vokali Nils Patrik Johansson'ın sesi albüm kayıtlarında Ronnie James Dio'ya benzesede canlı performanslarında sesini çok fazla benzetemedim. Evil is Forever'da seyircinin inanılmaz katılımı vardı. Yarım saatlik konserin nasıl geçtiğini gerçekten anlamadım ancak tadı damağımda kaldı. Umarım tekrar izleme fırsatı bulurum.

Çadırda arka arkaya iki konserden sonra True Metal Stage'de Ill Nino çıkacaktı ancak nasılsa Brutal Assaul'ta izleyeceğim diyerek çadıra gidip bira içip uzanmayı tercih ettim. İzleyen arkadaşlarımın anlattıkları kadarıyla Ill Nino Wacken'i darma duman etmiş. Ill Nino'dan sonra Alman grup Die Apokalyptischen Reiter sahneye çıktı. Öğlen 15:30 olmasına rağmen gerçekten çok büyük bir kitleye çaldılar. Grup hakkında çok fazla bir fikrim olmadığı için çok birşey yazamayacağım. Saat 16:45 gibi The Boss Hoss sahneye çıktığında Beer Garden'da bira içmeye çoktan başlamıştım :) Saat 18:00'de sahneye Alman black metal grubu Endstille sahneye çıktı, grubun herhangi bir albümünü bilmediğim için konseri sadece izlemiş olmak için izledim. Endstille'den sonra sahneye Kamelot çıktı. 2005'te Tarja Nightwish'ten atıldıktan sonra keşfettiğim gruptu Kamelot ama nedense bir türlü ısınamadım. 2008'de Wacken performansları öğlen saatinde olmasına rağmen iyidi ancak bu sene onlar sahnedeyken Metal Market'te bir kaç tur atıp, bi kaç birşey içmek daha mantıklı geldi.

Kamelot bittikten sonra saatler 20:30'u gösterdiğinde Tarja Turunen sahneye aldı. 2005'te Nightwish ile son turnesinde Lowlands'te izlememiştim. Grubun performansı o zaman inanılmazdı. Tarja'yı gruptan attıktan sonra yerine gelen Anette Olzon ile yapılan "Dark Passion Play" albüm turnesinde Wacken 2008'de grubu izleme şansı bulmuştum. O zaman ki yorumum 3 yılda bir grubun bu kadar düşemeyeceği yönünde olmuştu. Tarja'lı zamanlardan çalınan şarkılara Anette'nin sesi yetmiyordu. Wishmaster'ın başlangıcını arkadan bant olarak vermeleri, I Wish I Had An Angel'da Marco ile uyuşmayan sesleri gerçekten grubu geriye götürmüştü. Şimdi sırada Tarja'nın arkasında Nightwish olmadan ne yapacağını görme zamanıydı. Tarja'nın sesinin her zaman Nightwish'in önünde olduğuna inanmıştım ancak konserde gördüm ki işin aslı böyle değilmiş. Tarja bi kere Nightwish'te olduğu kadar canlı değildi sahnede ayrıca konser boyunca seyirci ile hiçbir zaman çok iyi bir iletişim kuramadı. Bunun en büyük nedenlerinden biri seyircilerin Tarja'nın solo albümlerinden daha çok Nightwish şarkılarıyla ilgileniyor oluşuydu.. Konser setlisttinde 3 Nightwish şarkısı oluncada seyirci hiçbir zaman konserin bir parçası olamadı. Nightwish gibi bir gruptan ayrıldıktan sonra neden aynı tarzda devam etmek yerine tarz değiştirmesine bir anlam veremedim. Sonuç olarak Nightwish Tarja'sız Tarja Nightwish'siz yapamıyor. En kısa zamanda Nightwish Anette'den, Tarja'da egolarından kurtulup tekrar bir araya gelmeli grup..

Saatler 21:45'i gösterdiği sıralarda sahneye Alman heavy metal grubu Grave Digger çıktı sahneye. 1983'ten bugüne her albümlerinde kendini geliştirmeyi başaran grup bütün Wacken'a heavy metal nasıl yapılır dersi verdi. The Ballad of Mary'de Doro, Rebellion'da ise Hansi Kürsch'un sahneye çıkması gerçekten güzeldi. Bir parantez Hansi Kürsch'ü sokakta görsem tanıyamazdım inanılmaz değişmiş, Ayrıca Blind Guardian Nisan ayında Türkiye'de..

Grave Digger bittikten sonra Black Metal Stage'in önündeki kalabalık sürekli olarak arttı, dakikalar sonra World Painted Blood albüm turunda olan SLAYER sahne alacaktı. Sonisphere'ye gitmediğimden dolayı Türkiye'de izleme şansı bulamamıştım. İlk kez Slayer izleyecek olmanın verdiği heyecanla güzel bir yere konuşlandım. Hem çıkacak katliama hemde crowd surf için uygun biryer gibiydi.. Sahneye çıkmalarına dakika kala kalabalık iyice artmış ve kalabalık sıfatını geçip izdihama dönüşmüştü. Zaten bundan dolayıdır ki son yarım saate kadar circle pit yada mosh pit dönemedi, ilk bulunan boşlukta ise kemik sesleri duyuldu.. Konsere World Painted Blood ile başlayıp Angel Of Death çalarak bitirdiler. Grubun performansı gerçekten inanılmazdı. Tom Araya gelmiş geçmiş en iyi vokal olmasa bile en iyilerinden biri olarak hep anılacaktır. Birkaç sene önce davul çalmaya çalışırken Dave Lombardo'nun videolarını ağzım açık izlerdim, Slayer'ı canlı izlerkende tepkim değişmedi, canlı olarak izleyebilmek gerçekten inanılmaz birşeydi.. Slayer konserinden sonra ANVIL sahneye çıkacaktı ancak benim halim yoktu izleyecek...

Ertesi gün olduğunda kötü bir sürpriz ile başladım güne.. Birgün öncesinden kalan yorgunluk ve havlusuz duş yapip kiyafetlerle kurulanma fikirinden ötürü üzerimde inanılmaz bir halsizlik vardı tabii birde festivalin son günününde yorgunluğu eklenince gerçekten zor bir gün geçirecektim.. Şansıma kaçırdığım zaman üzeleceğim grup sayısı çok fazla yoktu.. Ektomorf konserinin başlarını kaçırsamda 20-25 dakikalık bir bölümünü izleme imkanım oldu. Ben çok fazla beğenmedim. Nedense çaldıkları her şarkı birbirine benziyordu. Aynı melodi üstüne farklı söz yazmış gibi havaları vardı..

Saat 13:00 gibi sahneye Alman metalcore grubu Caliban sahneye çıktı. Geçtiğimiz sene "Say Hello To Tradegy" isimli bir albüm yayınlayan Caliban kendi seyircisi önünde ortalığı yardı desek yeridir. Temmuz ayında Almanya'da yaşanan ve 20'ye yakın insanın haytını kaybetmesine neden olan olaydan sonra Wacken organizatörleri bu sene Circle Pit ve Wall Of Death yapılmaması için uyarılarda bulunmuştu. Caliban konseri sırasında her şarkıdan sonra "No Cirle Pit" uyarısının çıkması sanırım seyircinin performansını anlatmaya yardımcı olacaktır.

Caliban konserinden sonra Unleashed arkasından Overkill sahne alacaktı iki grubuda çok dinlemediğim ve yorgunluk ağır bastığı için Lock Up'a kadar dinlenmeye karar verdim. Saat 17:00'de Lock Up sahneye çıktı. 2008'de At The Gates ile Wacken'da izlediğim Tomas Lindberg, Napalm Death basisti Shane Embury ve festivalden sonra hayvani bir davulcu olduğunu öğrendiğim Nicholas Barker'dan kurulu olan Lock Up'a Wacken seyircisi nedenini bilmediğim bir şekilde çok fazla ilgi göstermedi. 2008'den beri gördüğüm kadarıyla Black Metal Stage'de en az seyirciye çalan gruplardan biri oldu. Party Stage'de o saatlerde Delain nasıl olduysa daha kalabalık bir kitleye çaldı.. Az seyirciye rağmen inanılmaz bir konserdi. Zaten Tomas Lindberg gibi bir vokal varken konserin kötü geçme ihtimali var mıdır hiç bilmiyorum..

Lock Up konserinden sonra Wacken'i bitirdim diyebilirim.. WASP ve Edguy'i izlemeyi zaten düşünmüyordum ancak yorgunluk ve hastalık üstüste binince Soulfly konserini kaçırmış olmam gerçekten üzücüydü..

Lock Up'tan sonra yine bir saatlik aradan sonra Cannibal Corpse için yerimi aldım. Konseri herhangi bir akrasyona girmeden uzaktan izlemeyi tercih ettim. Grubu ilk kez izleyen biri olarak performanslarına ağzım açık kaldı. Benim bulunduğum yerden seyircilerin yaptığı moshpit pek görülmedi ancak Guano'nun çektiği videoları görünce seyircinin yarattığı vahşeti görebildim :)

Cannibal Corpse'dan sonra sahneye Edguy çıktı. Tobias Sammet'in nedense Avantasia projesini Edguy'dan çok daha fazla beğeniyorum. Onun için Edguy'i kaçırsamda üzülmem diyerek Bullhead çadırında "Oil Catching Girls" izlemeye gittim. Fikir olarak güzel olsada düşündüğüm kadar iyi bir gösteri izleyemedim açıkcası :)

Ve geldik benim için Wacken'in son konserine... Immortal!.. Black Metal efsanesi saat 22:00 sularında Black Metal Stage'e çıktı. 2006 Nisan ayında tekrar eski kadrosunu kurarak yola devam Abbath inanılmaz bir şov sergiledi. Çok ciddi fanları olmama rağmen konserde gerçekten büyük keyif aldım. Acıkcası konserde Abbath'ın crab walk yapmasını çok fazla bekledim ancak yapmayışı konserin tek eksiğidi diyebilirim..



Yazar Transferi ...


Transfer sezonunun son gününde bir transferde ben açıklayayım.. amirnecim.blogspot.com yazarı, Beşiktaşlı, metal müzik sevdalısı Guano artık "babasicarlos"ta futbol yazılarıyla bizlerle birlikte olacak..

Hoşgeldin Guano!!

27 Ağustos 2010 Cuma

Avrupa Ligi Kura Çekimi TSİ: 14:00


Bir kura çekimine daha geldik. Hiçbir zaman yanımızda olmayan şansın bu kez yanımızda olmasını isteyerek başlıyorum yazıya. Dün gece 4 takımımız varken bugün sadece Beşiktaş'ın gruplarda olmasına sevinmeli miyiz yoksa üzülmeli mi bilmiyorum. Ancak şu gerçek var ki Trabzonspor haricinde ne Galatasaray'ın ne Fenerbahçe'nin elenmelerine mazaretler bulmasının hiçbir anlamı yok. PAOK'ta Lviv'de kuraya dördüncü torbadan katılıyorlar.

Tahmini grup; Liverpool, BEŞİKTAŞ, CSKA Sofya, Sheriff

Bu kez kura şansı yanımızda olsun..

22 Ağustos 2010 Pazar

17 Ağustos 2010 Salı

Amintobello


Wacken Open Air - Brutal Assault'tan dün itibari döndüm iki festivalinde yazıları yakında..

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Festival Arasi


Durgun gecen Temmuz ayindan sonra bloga 16 Agustosa kadar birsey yazamayacagim. Yarin sabah 06:40ta Wacken Open Air 2010 arkasindan Cek Cumhuriyeti`nde yapilan Brutal Assault 2010`a gitmek uzere ulkeyi terkediyorum :) Donuste iki festival hakkinda uzun uzun birseyler yazarim..

Kendinize iyi bakin...

27 Temmuz 2010 Salı

Unutulmuş birer birer..

Ne çabuk unuttuk Denizlispor maçında kendi taraftarını dövdüren yönetimi, ne çabuk unuttuk Wolfsburg maçını, Liverpool rezilliğini, Metalist malubiyetini, tutulmayan sözleri, başarısız yönetimleri... Quaresma, Guti ve Schuster evet gerçekten büyük isimler ya Beşiktaş? Beşiktaş'tan büyük mü bu isimler? Hep biz değil miydik "Beşiktaş ruh'tur" diyen ne çabuk bu ruhu, ne ara kaybettiik ne ara bu ruhu başkaları ile paylaşır olduk. Özkaynaktan bugüne kadar hiç vazgeçmeyen birtek taraftar varken iki üç yıldız isimle ne çabuk unutur olduk A2 takımını, genç oyuncuları ve yönetimin rezilliklerini..

Bugün Guti'nin imza töreninde "YETMEZ YILDIRIM DEMİRÖREN YETMEZ" diye bağıran taraftar mı gerçek Beşiktaşlı yoksa bu durumda bir gariplik var başkan hala aynı başkan, kafa hala aynı kafa diyip o bağıranlara garipseyerek bakanlar mı? Hani özkaynaktı Beşiktaş hani gençti, yaşlanmazdı hani hep tek yürek tek vucuttu Beşiktaş.. Değişti artık bunlar, düşünceler, özkaynak sevdası bitti..

Artık Fenerbahçe taraftarı gibi yıldız oyuncu transferiyle hava atan, "biz bunları aldık peki ya siz?" diyerek karşı tarafın transferlerini küçük gören insanlar mı olduk? Başarının yıllar boyunca yıldız transferinden geçmediğini söyleyen bizler ne çabuk unuttuk 2002-2003 sezonunda ki kadroyu? Ronaldo mu yıldızdı? Nouma mı? Yoksa o günden bugüne canını dişine takarak oynayan İbrahim Üzülmez mi? Hiçbiri değildi. O gerçek Beşiktaş'tı. Öyle olmalıydı Beşiktaş içinde milyon €'luk oyuncu olmayan, takım olarak oynayan, üstünde ki formanın hakkını veren, tek dertleri para oyunculardan kurulu olmamalıydı Beşiktaş.

Peki ya bugün ne olduk? Yarın ne olacağız? Unutuyor muyuz yoksa unutturuluyor mu bazı şeyler bizlere bilmiyorum ancak ben unutmayan taraftayım, unutmayacak olanlardanım... Kendi taraftarını döven kişileri, YD'nin başarısızlığını iki üç yıldıza unutmayacak olanlardanım...

Secim yeni yapılmış olmasına rağmen korkmadan bağırabilenim ben..

"YETER YILDIRIM DEMİRÖREN YETER"

22 Temmuz 2010 Perşembe

13 Temmuz 2010 Salı

Beşiktaş 2010-2011 (ikinci forma)







Yeniköy Kasabı


Futbolu çok bilen medyaya, rahmetli Kazım Kanat'a selam olsun..

4 Temmuz 2010 Pazar

Gaz ile bir yere kadar ..


Arjantin'in turnuva başından beri oynadığı oyunu görüpte Almanya'yı elebileceğini düşünen var mıydı? Bilmiyorum.. Bireysel yetenek olarak Arjantin takımı gerçekten çok iyi; Tevez, Higuain, Agüero, Milito, Maxi Rodriguez ve tabii ki Messi... Ancak bu oyuncuların başında ne yaptığını bilmeyen biri var, Maradona. Maçlardan önce "her topu Messi'ye atın o bilir ne yapacağını" diyerek takımını maça çıkarttığını düşünüyorum.

Arjantin hucuma çıkarken defans ve orta saha ne yapacağını bilmez bir şekilde her topu bir şekilde Messi ile buluşturuyor, Messi'de ona biçilen Maradona görevi ile elinden geldiğince takımı ileride tutmaya çalışıyor. Orta sahada Di Maria, Maxi Rodriguez gibi isimlerle çok yönlü hucuma çıkmak yerine tek adam üstünden hucum etmek Maradona’nın daha az düşünmesine ve insanlara daha fazla Messi izlemelerine olanak sağlarken Arjantin takımında hucumların cılız ve bireysel yeteneğe dayalı olmasına neden oluyor.

Hucumu bireysel yetenek üzerinden kör topal yürüten Maradona'nın Arjantin'inde en zayıf halka olarak orta saha göze çarpıyor. Orta sahada oyunu çift yönle oynayamayan Di Maria ve Maxi Rodriguez’e yer vermesi, topa zamanında basmamaları ve geriye hızlı dönememeleri verdikleri boşluklar Almanya’nın ekmeğine yağ sürdü.. Di Maria ve Maxi Rodriguez geriye geriye dönemeyince top kayıplarında orta sahada topa basabilecek tek isim kalmasına neden oluyor; Mascherano. Hızlı oyunculardan kurulu olan Almanya orta sahası ile tek başına mücadele etmek zorunda kaldı.

Orta saha bu kadar boşken defansa kızmak ne kadar doğru? Rakip Almanya ve çok hızlı bir şekilde hucuma çıkabiliyorlar, onların durdurulması gereken yer orta saha hatta kendi sahalarıyken tek biri isimle onları karşılamaya çalışıp arkasından savunmaya kızmak çok doğru bir davranış olmasa gerek..
Öyle yada böyle Arjantin Maradona’nın gazıyla çeyrek finale kadar geldi belki Maradona gaz vermek yerine biraz taktik verseydi takıma dün maçı 4-0 bir skorla kaybetmek yerine daha başa baş bir oyun sergileyebilirlerdi.