26 Şubat 2010 Cuma

Pazar Gecesi Eurosport'ta


Vancouver 2010 Kış Olimpiyatları'nda Pazar (Cumartesiyi pazara bağlayan gece) 01:00'da Erkekler Curling finali var. Ev sahibi Kanada ile 2009 Avrupa üçüncüsü Norveç karşılaşıcak.. Dün gece ev sahivi ve 2006 Kış Olimpiyatları şampiyonu Kanada, Avrupa şampiyonu İsveç'i rahat bir oyunla ile yenmeyi başarak finale çıkmayı başardı. 2010 Olimpiyatlarında henüz Kanada takımının malubiyet bulunmuyor. Norveç ise Avrupa ikincisi İsviçre'yi yenmeyi başardı.. Zevkli geçiceğine emin olduğum bir mücadeleyi ben dönüş yolunda olacağım için kaçıracağım (umarım eurosport tekrarını verir yada rapid sitelerinden bulurum) eğer maçı Eurosport'ta finali İbrahim Koçyiğit anlatırsa çok daha zevkli geçecektir.. İzlemenizi tavsiye ederim...

Sevinçle gelen edit: Eurosport pazar günü programınında Digiturk'e aktardığı için maçı kaydetme şansım oldu ancak maç 02:15 olarak gözüküyor dün gece yarı final sonunda İbrahim Koçyiğit 01:00 demişti diye hatırlıyorum... İzlemek isteyen 01:00'da da 02:15'te de baksın Eurosport'a. Ben 00:00'dan sonra ki bütün programları kaydediyorum :)

Kayseri'ye giderken...


Blogda sürekli yazdım özellikle secimlerden sonra dahada soğudum tribünden, takımdan ancak bu hafta sonu, sezon başından beri her maçta birlikte olduğum arkadaşlarımı kıramadım, bu gece Kayseri'ye doğru yola çıkacağız.. Takım hakkında ki düşüncelerim hala aynı.. Kadir Has Stadyum'unu merak ediyordum en azından merakımıda gidermiş olacağım.. Pazar günü maç hakkında ve Stad hakkında izlenimlerimi yazacağım...

“Rijkaard gitsin!”


Beşiktaşlı adamsın sana ne Arda Turan’dan sana ne Rijkaard’dan diyecek olan arkadaşlar olabilir nitekim Arda Turan yazımda oldu. Beşiktaşlı olduğum kadar futbol sever biriyim onun içinde Türk Futboluna birşeyler kazandırabilecek adamların, 40 yılda bir çıkan doğru düzgün futbolcuların sırf renkleri istedikleri gibi olmadığı için acımasızca eleştiren, harcamaya çalışan basının (coğunlukla Fenerbahçe basını) karşısında yer almam gerektiğini düşünüyorum en azından yazdıklarımla kendimce eleştiri getirmeyi doğru buluyorum...

Geçen yazdımda Arda Turan’ı harcamaya calışan basın hakkında yazmıştım bu sefer Rijkaard’ı harcamaya calışan Galatasaray taraftarı hakkında birkaç satır birşeyler yazmak istiyorum. Galatasaray bugün Atletico Madrid’e elenmiş olabilir ancak bu Rijkaard’ı kötü antrenör yapmaz sadece başarıyla sahip çıkıyorsanız Rijkaard’ın takıma uzun vadede kazandırabileceklerini görmezden geliyorsanız; futbol anlayışınız muhtemelen Telegol yorumcuları gibidir. “Barcelona’yı bende şampiyon yaparım abi”..

Barcelona’yı şampiyon yapmak ne yazık ki FM’de olduğu kadar kolay değil. Bu yorumu yapan yorumcular –kişiler- zamanında aynı şeyi Real Madrid içinde söylüyorlardı onlara görede Del Bosque başarısız, futbolu bilmeyen biriydi.. Ne yazık ki Real Madrid’ide şampiyon yapmak, şampiyonlar ligini kazanmak FM’de ki kadar kolay değildi..

Başarıya giden yolda en önemli şey istikrardır. Bunu en iyi Galatasaray taraftarı bilmesi gerekir.. 1996-2000 yılları arasında gelen 4 sene üst üste lig şampiyonluğu ve UEFA kupası bunun en büyük örneğidir. Fatih Terim görevi bıraktıktan sonra Galatasaray ne kadar ilerleyebildi? Aynı kadroya bir iki ilave ile Super Kupa’yı aldı ancak ondan sonra elle tutulur tek Avrupa başarısı Şampiyonlar Liginde çeyrek final... Gelen hocaların kaliteside ortada... O dönemden tek kalan şey iyi-kötü çalışan bir altyapı oldu..

Peki Rijkaard’ın elinde ki kadro o senelerde ki kadrolardan kötü mü? Bana göre değil tek eksikleri iyi bir kaleci o kadar.. Sanırım problemde burada baş gösteriyor işte.. Bu kadar güçlü bir kadro ile nasıl başarı gelmez? Başarısızlıkta gelmedi ki? Fatih Terim’in ilk yıllarında lig haricinde ne başarısı var? Bugün Atletico Madrid karşısında Galatasaray Avrupa’ya veda etmiş olabilir ancak hala ligde liderler. Türkiye’de oynanan futbolu, elinde ki kadroyu yavaş yavaş tanımaya başlayan bir teknik direktör için ilk sene ligde şampiyon olmak başarıdır...
Rijkaard gibi bir ismin başını 8 ayda yemek istiyorsanız afiyet olsun sizlere.. Benim demek istediklerim özeti budur, Galatasaraysozlukte okuduğum entry ise başka bir açıdan herşeyi anlatıyor..

23 Şubat 2010 Salı

Twitter




www.twitter.com/babasicarlos

22 Şubat 2010 Pazartesi

Bu Maç Ayıp Olmadı mı?


Fenerbahçe-Bursaspor maçında akılımda kalan iki kare var. Biri tribünlerin "Semih Şentürk" diye bğaırması ikinciside Guiza'nın oyundan çıktıktan sonra yaşarmış gözlerle maçı izlemesi. Guiza'nın futbolculuğunu bende beğenmiyorum hatta 14 milyon €'yu Aziz Yıldırım sokağa atsa çok daha hayırlı bir iş yapmış olurdu büyük ihtimalle ancak geçtiğimiz günlerde bloga "babasicarlos"i smini vermemde en büyük etkisi olan Nuria Bernandez'in İspanya'da fuhuş pazarlığı yaparken yakalanmış olması normal olarak Guiza'nın olmayan moralini iyice çökertmiştir.. Guiza'nın kaçırdığı gollere tepki gösteren taraftarın sadece bu maç Guiza'ya sahip çıkması gerektiğini, kaçırdığı golden sonra yuhalamak yerine alkışlamasını, oyundan çıkarken yuhalamaması gerektiğini düşünüyorum..

Ayrıca teknik direktör ve yönetimde ki ne hırstır ki eski karısı -cocuğunun annesi- fuhuş pazarlığı yaparken yakalanmış bir futbolcuya sorunlarının çözümü için izin vermek varken bu maça çıkartır anlamak mümkün değil. Sizler Guiza'yı bu halde sahaya çıkartırsanız taraftarda böyle bir adamı doğal olarak çiğ çiğ yer... Bu dakikadan sonra Guiza'dan bir hayır gelir mi? Bunu ilerleyen haftalarda göreceğiz...

Yakışmadı... Yakışmayacak...


Derbi hakkında birşey yazmayacağım bana sorarsanız maçın hakkı beraberlikti öylede bitti... Kapalı üst tribünü bu sezon ki en kötü maçını çıkarttı sette kim vardı bilmiyorum ancak ikinci yarıda gık çıkartamadı kapalı tribünden. Demek ki o sete çıkan herkes o grubu bağırtıramıyormuş.. Maçtan sonra yaşanan Galatasaray tribünü ile karşılıklı atışma sırasında "...pu cocugu Ali Sami Yen" ve "...pu cocuğu Metin Oktay" tezahüratları Beşiktaş tribününe yakışmadı.

Futbolun bazı değerleri vardır ki herkes tarafından saygı duyulması gerekir. Mesela bu değerler rakip takımlar için önemli olan isimlere saygı duymaktır nasıl ki Galatasaray tribünü baba hakkı'ya şeref bey'e süleyman seba'ya küfür etmiyor ve saygı duyuyorsa, Beşiktaş tribünüde aynı şeyi göstermeli diye düşünüyorum. Sezonun ilk yarısında Ali Sami Yen'de ki maçtada Beşiktaş tribünü Ali Sami Yen'e küfüretmişti.

Yine bu değerlere bir örnek vermek gerekirse; 4-3 biten Fenerbahçe maçında Fenerbahçe tribünleri yapmıştı. Rıza Çalımbay için açılan "rıza efendi 2 ekmek 1 süt" pankartı sadece Beşiktaşlıların değil bütün futbol severlerin tepki gösterdiği bir pankart olmuştu çünkü Rıza Çalımbay'ın nereden geldiğinin kimse için bir önemi yok, insanlar için tek önemli olan şey Türk futboluna ne kattığıdır.. Onun için bu tarz değerlerin takımları olmamalıdır herkes tarafından benimsenmelidir.

Bütün takım taraftarları birbirine küfüreder, tribünlerinin en iyisi olduğunu iddia, karşılıklı küfür içeren besteler yapar ancak iş futbolu futbol yapan değerlere küfüre geldiğinde o küfürü kim ediyorsa birşeyleri anlayamadıktan sonra varsın o tribün en iyisi olsun..

Tribünde küfüre yada küfürlü bestelere karşı değilim hatta sürekli yaratılmaya çalışan "küfürsüz tribün" muhabbetine en başta karşı çıkanlardanım ancak dediğim gibi futbolu futbol yapan değerlere küfür edilmesine bir anlam veremiyorum.. Özellikle bunu yapan eski futbolcularına çok bağlı olan Beşiktaş tribünü olunca oturup bir daha düşünüyorum neden böyle yapılıyor diye... Cevap bulamıyorum...

16 Şubat 2010 Salı

Yok ebesinin a..ı ali sami..


Haftasonu oynanacak olan Galatasaray derbisinin bilet fiyatları açıklandı.. En ucuz bilet 75TL'ye en pahalı bilet ise 550TL.. Kapalı alt 200, üst ise 250TL olarak belirlenmiş.. Tabii maç şampiyonluk maçı olunca ve takımda Tabata, Nobre, Nihat gibi yıldızlar olunca bilet fiyatları normal... Tebrik etmek lazım yönetimi bu güzel davranışından dolayı..

Aslında bu bilet fiyatları taraftara ibret olsun yeni stad yapılmasını isteyen taraftarlar eğer ki yeni stad ile birlikte bilet fiyatlarının aynı kalacağını sanıyor yada çok ufak oynamalar olacağını sanıyorsa çok yanılıyor.

ESKİ AÇIK: 75,00 TL
YENİ AÇIK: 75,00 TL
KAPALI ALT: 200,00 TL
KAPALI UST: 250,00 TL
NUMARALI KENAR: 225,00 TL
NUMARALI ORTA: 250,00 TL
VIP ALT A-F: 250,00 TL
VIP ALT B-E: 320,00 TL
VIP ALT C-D: 400,00 TL
VIP UST A-F: 450,00 TL
VIP UST B-E: 550,00 TL

15 Şubat 2010 Pazartesi

Arda Turan'ı harcama operasyonu...

Basında son aylarda -özellikle Arda'nın Avrupa'ya satılmadan önce bir sene daha Türkiye'de oynayacağı açıklandığından sonra- Arda Turan'ı bitirme operasyonu yürütülmeye başlandı. Galatasaray'ın her malubiyeti her puan kayıbı hepsi Arda'ya yıkılıyor, gereksiz yere kaptanlığı ve özel hayatı gazetelere konu oluyor. Ne ilginçtir ki genelde bu tarz haberleri Ercan Saatçi'nin başı çektiği Hürriyet'te okuyoruz.

Arda'nın giyindiği ceket "2 milyarmış" ayakkabısı "1 milyarmış", Arda kız arkadaşı için sinema salonu kapatmış, Karayiplere tatile gitmiş vs. tarzında haberler yapılarak Arda'nın yaptıkları bir şekilde halkın gözüne sokulmaya çalışılıyor.

Oysa Arda henüz 22 yaşında Türkiye'nin en iyi futbolcusu olarak gösterilen bir isim tabii buna görede yıllık kazancı var ve genç gibide kazandığı parayı harcıyor. Harcaması değil harcamaması garip olurdu zaten.. Neden 22 yaşında ki genç biri kazandığı parayı emekli gibi saklasın ki, gelecekte çok daha fazlasını kazancağını kendiside biliyor.. (Neyse konu bu değil)

Bugün marketten bişiler alacakken gözüm Telegol programına takıldı. Markette ki adam ile 5-6 dakikaya yakın izledim programı.. Ben izlerken söz Gökmen Özdenak idi.. Basında yürütülen "Arda'yı bitirme operasyonunda" son noktayı sanırım o koyuyordu.

Kendisinin çok yakın kaynaktan aldığı bilgiye göre; Galatasaray kamp yapmak için Antalya'ya gitmeyi planlarken Arda, Rijkaard'a "Hocam neden Antalya'ya gidiyoruz? İstanbul'da kalalım, pazardan sonra gidelim" demiş (14 şubattan dolayı). Rijkaard'da "sen benim işime karışma" diye karşılık vermiş ve takımı dün kampa sokmuş. Arda bunun için kampa dün katılmayıp bu akşam saatlerinde katılmış. Gökmen Özdenak'ın kısaca söylemeye calıştığı şey kız arkadaşı ile 14 şubat'ı geçirmek için Rijkaard ve Galatasaray yönetimi'nı karşısına almış hatta sakatlığından dolayı bilerek MR'ı bugün çektirmiş, dün neden çektirmemiş diyede soruyordu..

Arda'yı sevin yada sevmeyin ancak Arda'nın bunu söylemeyeceğini herkes çok iyi biliyor. Bundan önce calıştığı her hocaya büyük saygı duyan Arda, Rijkaard gibi birisine sadece kız arkadaşıyla sözde birgün geçirmek için bu tarz çıkışacak öyle mi? Takımın başında Rijkaard değil başka biri de olsa Arda'nın Galatasaray'ı herşeyden önde tuttuğunu ve kız arkadaşı için takımını, takım arkadaşlarını satmayacağını çok net ortadayken Arda hakkında böyle konuşulması, onu birilerinin hırsı yüzünden harcanmaya calışılması sadece Arda yada Galatasaray'a zarar değil Türkiye futboluna büyük zarar verecektir...

14 Şubat 2010 Pazar

En az gol atarak şampiyon olan takım..

Ayaktakiler: Necati, Hüsnü, Şenol, İskender, Cengiz, Güngör
Oturanlar: Mustafa, Yaşar, Selahattin, Tuncay, Turgay



Gaziantepspor yazısında belirtmiştim Türkiye Ligi'nin en az gol atıp şampiyon olan takımı hakkında birşeyler yazacaktım. Türkiye Ligi tarihinin en az gol atıp şampiyon olan takımı Trabzonspor... Trabzonspor ise 30 maçta 25 gol atarak şampiyon olmuşlar (Ligde 16 takım var).. Ortalama maç başına 1 gol bile düşmezken o sezon 12 galibiyet 15 beraberlik 3 malubiyet ile göğüslemişler şampiyonluğu. O sezon ise en çok gol atan takım 37 gol ile sezonu beşinci bitiren Rizespor olmuş.. Beşiktaş ise o sezonu onbirinci bitirebilmiş..

Ancak şampiyonun 25 gol atarak bitirdiği sezon Türkiye Lig tarihinin en kısır sezonu olmamış. 1979-80 sezonunda 240 maçta 422 gol atılırken en az gol atılan sezon ise 1973-74 sezonu olmuş. 240 maçta 403 gol atılmış...


Recep İvedik 3


Filmin vizyona girdiği cuma günü son seansında yer bulabildik 4 arkadaş (Beylikdüzü AFM'de 5 farklı salonda birden gösteriliyor.). Çok büyük beklentilerimiz yoktu hatta basında okuduğumuz "eleştrilere gülüp" geçtik çünkü amacımız sanat filmi izlemek yada çok iyi konusu olan Türkiye'de ve Avrupa'da çeşitli ödüller alabilecek kalitede bir film izlemekte değildi. Zaten bunları düşünüp bu filme gidip eleştiren insanlara anlam veremiyorum. Filmin önceki serileri ortadayken üçüncüsünden ne beklediler ve ne diye hayal kırıklığı yaşadılar bilmiyorum...

Kısaca filmden bahsetmek gerekirse Recep İvedik 3 önce ki iki filme göre daha komik ve eğlenceli buldum. Aslında filme komedi filmi olarak bakmak gerekirse çok komik bir sahnesi yok ancak tepkileri vs. insanı gülderebiliyor. Şahan'ı ilk çıktığı günden bu yana izlediğim için ben çok keyif aldım hatta ilk yarısında olmasa bile ikinci yarısında baya bir güldüm..

Şahan'ın filmleri ile Cem Yılmaz'ın filmlerini karşılaştırmağı çok doğru bulmuyorum. Cem Yılmaz'ın filmlerinde bir konu bir hikayeye bağlı kalınıyor ancak Sahan'ın filmlerinde genelde ortada bir hikaye yada adam gibi yazılmış bir senaryo yok.. İki komedyenin insanları güldürme şekilleri birbirinden çok farklı.. Biri tiplemeleri ile insanları güldürürken diğeri yazdıkları ve söyledikleri ile insanları güldürmeye başarıyor.. Eğer Şahan Türkiye'den biri ile karşılaştırılacaksa bu Cem Yılm"az değil Ata Demirer olmalı diye düşünüyorum.. Onun için "Cem Yılmaz mı Şahan Gökbakar mı? " tarzında sorulara gülüp geçiyorum. Cem Yılmaz ve Şahan'ı birbirine düşman etmemek gerek..


Neyse kısacası filmden keyif almak için bana sorarsanız önce ki filmleri unutun, Cem Yılmaz'ın filmlerini kafanızdan çıkarın, çok büyük beklentiye girmeyin ve en önemlisi entel kesimin yaptığı yorumlara kulak asmayın.. Normal bir filmmiş gibi gidip izleyin..

Cineshoot gibi film yazıları yazmaya pek alışkın değilim ancak kendimce bişiler yazmaya çalıştım.. :)

Gaziantepspor'dan çelme...


Geçen hafta alınan üç puandan sonra Galatasaray ve Fenerbahçe'nin puan kaybetmesiyle birlikte taraftarda yine bir umut ışığı doğmuştu, gerçekleri görmeden şampiyonluk şarkıları söylenmeye başlamıştı yeniden nede olsa takım 4 tane atmıştı.. Daha önce bu konu hakkında birşeyler yazmıştım... Gaziantepspor maçı geçen hafta başlayan şarkıların son bulmasını sağladı...

Gerçek olan birşey var ki; Antep karşısında oynanan ruhsuz, mücadele gücünden yoksun, bıkkın, tat vermeyen, kısır oyun ile bu takımın şampiyon olması çok zor. Şampiyonluğa giden bir takım 20 maçta 25 gol atarak nasıl şampiyon olacak çok merak etmekteyim. Bu zamana kadar en az golle kazanılmış Türkiye şampiyonluğu bundan sonra ki yazımız olsun (bilen varsa yorum yazabilir). Atılan 25 gol takımın ileride ne kadar sıkıntı çektiğini gözler önüne seriyor birde forvetinizde Türkiye'nin en kötü forvetlerinden biri Nobre varsa, zar zor yakaladığınız 2-3 pozisyon gol ile sonuçlanmıyor.

Bu sezon ki en kötü Beşiktaş maçlarından birini izledik. Geçen haftalarda Rijkaard "maçın sonunda en iyi oyuncunuz defansınızdan çıkıyorsa iyi oynamamışsınızdır." demişti bugün ise Beşiktaş'ın en iyisi Rüştü olarak ön plana çıktı. Genelde 20-25 metreden gelen şutlara karşı zayıf olan Rüştü maçı 2-0'da tutmayı başardı mı demem gerekiyor yoksa Beto ve Julio Cesar kötü günündeydi demem mi gerekiyor bilmiyorum ancka yinede Rüştü'ye teşekkür etmek gerektiğine inanıyorum.

Haftaya Galatasaray maçının havası çok değişik olacak o maçtan yaşanacak bir puan kayıbı Beşiktaş'ın ligden kopmasını sağlayabilir hatta Bursaspor, Trabzonspor ve Kayserispor ile puan farkı 5'e 6'ya çıkarsa Avrupa Kupaları bile tehlikeye girebilir..

12 Şubat 2010 Cuma

Önce....

Önce adam gibi adam olun...
Önce Beşiktaşlılık duruşunu yeniden kazanın...
Önce Beşiktaş'ı bu ekonomik durumdan kurtarın..
Önce zengin cocuğuna parasını verin..
Önce Beşiktaş'a özkaynak yaratın...
Önce amatör branşları düzeltin..
Önce 2004'den beri yapılanların hesabını verin..
Önce tarafsız kongre yaratın..
Önce tribündeki rantcılığı bitirin..
Önce takımı istenilen düzeye çıkartın..
Önce takım içinde ki sorunları çözün..
Önce bu takıma bu camiaya yararları birşeyler yapın...

Sonra yıldız oyuncuları alırsınız....

10 Şubat 2010 Çarşamba

YETEER Craig Thomas YETEER!!


Craig Thomas, How I Met Your Mother'ın yapımcısı. İlk iki sezonuyla tavan yapan kendisini insanlara sevdiren, ortalama bir üçüncü sezon ile seyirciyle buluşan, dördüncü sezonunda ki beşinci bölüm (Stella ile Ted'in ayrıldığı bölüm) sezon finali gibiydi ancak ne olduysa o bölümden sonra oldu dizide...

Çok güzel olan bir bölümün arkasından sezonda 19 bölüm daha yayınlandı ancak herhangi birşey olmadı, sezonda birşey olmazken sezon finalide tam bir fiyasko ile sonuçlandı. Beşinci sezonun başlarında Barney-Robin aşkı sezona az-çok renk katmıştı ancak genel olarak bakmak gerekirse şimdiye kadar 15 bölüm yayınlanmış olmasına rağmen Ted ile ilgili hiçbir gelişme olmamasının yanı sıra son bölümlerde sürekli Barney'in kız peşinde koşması ön plana çıkartıldı. Dizi yavaştan kabak tadı vermeye başladı.

IMDB'ye göre haftaya sezon finali yapılacak ancak dizide herhangi bir gelişme yok. Geçtiğimiz haftalarda dizinin gelecek sezonda devam edeceği açıklanmıştı zaten dizide Ted'in üzerine devam eden birşey olmadığını düşünürsek gelecek sezonda devam etmesi gerektiği çok açık.. Çok ama çok vasat bir sezon ile final yapacaklar umarım altıncı sezonda hikayeye tekrar dönerlerde bizleri her bölüm böyle baymaktan vazgecerler...

9 Şubat 2010 Salı

Dünya Kupası 2018 ve 2022


Henüz 2010'u bitirmeden ne kadar doğru bilmiyorum bunu tartışmak ne kadar doğru ancak FIFA bu senenin sonunda 2018 ve 2022'de Dünya Kupası'nın hangi ülkede düzenleneceğini açıklayacak. 2018 için aday olan ülkelerin bir çoğu 2022 içinde aday.. 2014 Brezilya'da yapılacak olmasından ötürü bu iki kupanında Güney Amerika'da yapılma şansı yok. Afrika Kıtası ise sadece 2018 için aday olamayacak.

2018 için adaylar; Avustralya, Belçika-Hollanda, İngiltere, Japonya, Rusya, İspanya-Portekiz ve Amerika Birleşik Devletleri. Geçtiğimiz günlerde başvurular bitti. İspanya-Portekiz ortaklığı gerçekten ilgi çekici duruyor. 2012'de Olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olan İngiltere'nin şansını düşük görüyorum. Hollanda-Belçika ise EURO 2000'den sonra tekrar ortak hareket etmeye karar vermiş gibi gözüküyor, maçların yapılacağı şehirler belirlemiş olmaları en büyük avantajları. ABD'nin her iki kupayıda düzenleme şansı var ancak 2014'ün hemen arkasından Kuzey Amerika'ya turnuva vereceklerini düşünmüyorum o yüzden 2022 için şansları daha fazla...

2022 ise 2018'e aday olanlar dışında Güney Kore, Endonezya ve Katar var.. Katar'ın ev sahipliği yapacağı bir Dünya Kupası izlemek gerçekten çok güzel olabilir. Endonezya ve Güney Kore'nin şansını ise 2018'in verileceği ülkeye bağlı olarak değişecektir.

Eğer 2018 Avrupa kıtasına verilirse, 2022 Dünya KupasıAvustralya, Japonya, Güney Kore, ABD ve Katar'dan birine gitmek zorunda kalacak. Bu 5 ülke arasında ise en şanssız olanı Avustralya nitekim Dünya Kupası'nın düzenlendiği tarihlerde AFL (Avustralya Futbol Ligi) ve Yeni Zelanda ile ortak yaptıkları Ulusal Rugby Ligi maçları oynanıyor. Dunya Kupası'nın Avustralya'da yapılması her iki liginde kupa boyunca (8 hafta) ara vermesi gerektiği anlamına geliyor. Tabii bu duruma AFL'nin sponsorları karşı çıkıyor. 12 sene sonranın planları için şimdiden tartışmalar çıkmış durumda Avustralya'da...

2 Aralık 2010 tarihinde FIFA 2018 ve 2022'in hangi ülkere verildiğini açıklayacak. Benim tahminlerim; 2018'in İspanya-Portekiz'e, 2022'in ise Katar'a gideceği yönünde...

I Love You Beth Cooper (2009)


Vakit gecilmelik film izlemek istiyorsanız izlemenizi tavsiye ediyorum (hasta olduğunu yada uyuyamadığınız zamanlar için birebir). Öyle gençlik sorunları, gençliğin nereye gittiği tarzında hiçbir şey barındırmayan, izleyince sizlere hiçbir şey katmayacank ancak güzel kızlar görmenizi ve güzel vakit geçirmenizi sağlayacak klasik amerikan gençlik filmi. Ayrıca filmin içinde kullanılan müzikler gerçekten güzel... KİSS, Alice Cooper, The Hives gibi isimleri azda olsa dinleyebiliryorsunuz..

7 Şubat 2010 Pazar

Euro 2012 eleme grupları..


A Grubu;
Almanya - Türkiye - Avusturya - Belçika - Kazakistan - Azerbaycan

B Grubu;
Rusya - Slovakya - İrlanda Cumhuriyeti - Makedonya - Ermenistan - Andorra

C Grubu;
İtalya - Sırbistan - Kuzey İrlanda - Slovenya - Estonya - Faroe Adaları

D Grubu;
Fransa - Romanya - Bosna Hersek - Beyaz Rusya - Arnavutluk - Luksemburg

E Grubu;
Hollanda - İsveç - Finlandiya - Macaristan - Moldovya - San Marino

F Grubu;
Hırvatistan - Yunanistan - İsrail - Letonya - Gürcistan - Malta

G Grubu;
İngiltere - İsviçre - Bulgaristan - Galler - Karadağ

H Grubu;
Portekiz - Danimarka - Norveç - Kıbrıs - İzlanda

I Grubu;
İspanya - Çek Cumhuriyeti - İskoçya - Litvanya - Lihtenştayn

Turnavanın en zevkli grubu "G Grubu" olarak gözüküyor. İngiltere, İsviçre, Bulgaristan, Galler, Karadağ 5'lisi bizlere çok zevkli maçlar izlettirecekler. İngiltere grup liderliği için en büyük aday ancak Karadağ ve Bulgaristan'ın yanında son yıllarda yükselişe geçen İsviçre'nin grubtan çıkmaya oynayacağı kesin. Aralarında en bilinmez takım Galler olarak göze çarpıyor...

Rusya, İtalya ve Fransa'nın ise işleri bir hayli zor olacak gibi gözüküyor. Özellikle Fransa'nın grubu elemelerin en sürprize açık grubu olarak gösterilebilir. . Rusya ve İtalya'nın işi Fransa'ya göre daha kolay olacaktır.

En şanssız kurayı çeken ise Portekiz oldu diyebiliriz. 3 tane kuzey deplasmanına gidecek olmaları onlar açısından şanssızlık olarak gözüksede grupta ki bütün takımlardan daha kaliteli bir kadroya sahipler. Gruptan çıkmamaları için bir neden yok.

Diğer seri başı takımlara bakacak olursa Hollanda ve son yıllarda yükselişte olan Hırvatistan kendi ayarında bir gruba düştü. Hollanda son yıllarda pek göz önünde olmasada bu gruptan çıkmayı başaracaklardır. Hırvatistan ise Euro 2008'de ki başarısnın arkasından Dünya Kupası'na katılmayı kıl payı kaçırmışlardı. Onlar için tekrar yükselişe geçme şansı Euro 2012 olacaktır. Yunanistan ve İsrail'e karşı puan kayıbı yaşamazlarsa gruptan çıkmamaları için bir neden yok. İspanya ve Almanya seri başı oluptan en rahat kurayı çeken ekipler oldu. İki takımınında karşılacağı rakipler kendi ayarlarında değiller. İkisi için şimdiden EURO 2012'ye çıktı diyebiliriz...

Euro 2012 yolunda ki grubumuz...


Almanya
Türkiye
Avusturya
Belçika
Kazakistan
Azerbaycan

Rakiplerimize baktığımız zaman Avrupa'nın en kalabalık Türk nufusuna sahip olan ülkelere deplasmana gideceğiz. O açıdan zor deplasmanımızın olacağını düşünmüyorum ancak Türk Milli Takımı kolay deplasmanlarda puan kaybetmeyi fazlasıyla seviyor o yönden deplasmanlara bakacak olursak rahat deplasmanımız yok diyebilirim... Gruptan çıkma ihtimalimiz deplasmanlarda alacağımız puanlara çok bağlı. Özellikle Belçika ve Avusturya deplasmanlarından en azından puan ile dönmemiz gerekiyor. Kazakistan deplasmanı grubun en rahat deplasmanı olacaktır ancak grubun en sert olması muhtemel deplasmanı Azerbaycan.. Malta'ya deplasmanda puan veren takımımızın Azerbaycan'da puan kaybetme riski bir hayli fazla..

6 Şubat 2010 Cumartesi

Lamb Of God, Deicide Istanbul'da..


Unirock Ekibinin Türk muzik sevelere UniRock Open Air'den sonra ki en büyük hediyesi olarak bu konseri gösterbiliriz.. Her sene büyük bir umutla beklenen Amerikalı metal grubu Lamb Of God 17 Mayıs 2010'da İstanbul'da...

Neaera ve Flotsam and Jetsam gibi isimleri bu sene Türk müzik severlerle buluşturacak olan LEVEL5 geçtiğimiz günlerde Amerikalı Death Metal grubu DEICIDE'in 28.05.2010'da Studya Live'da konser vermek üzere Istanbul'a geleceğini duyurdu...

Yaz aylarının vazgeçilmez olaylarından olan festivallerinden ise yeni haberler yer alıyor.. Öncelikle Rock'n Coke bundan sonra iki senede bir yapılacakmış. Geçen sene olduğu için bu seneyi pas geçerek 2011 için hazırlıklarına başlamışlar. Rock'n Coke ekibi bu seneye festival yapmayacağını duyururken Bülent Burgaç Twitter'dan MASSTİVAL'in 10-11 Temmuz tarihlerinde yapılacağını duyurdu...

EURO 2012 eleme grupları


Yarın Avrupa Şampiyonası 2012 (EURO 2012) için eleme gruplarının kuraları çekilecek. Teknik direktörsüz Türkiye ikinci torbadan kuralara katılacak...

1. Torba: İspanya (son şampiyon), Almanya, Hollanda, Italya, İngiltere, Hırvatistan, Portekiz, Fransa, Rusya

2. Torba: Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, İsvec, İsvicre, Sırbistan, Türkiye, Danimarka, Slovakya , Romanya

3. Torba: Israil, Bulgaristan, Finlandiya, Norveç , İrlanda Cumhuriyeti, İskoçya, Kuzey Irlanda, Avusturya, Bosna-Hersek

4. Torba: Slovenya, Litvanya, Macaristan, Letonya, Beyaz Rusya, Belçika, Galler, Galler, Kıbrıs Rum Kesimi

5. Torba: Karadağ, Arnavutluk, Estonya, Gürcistan, Moldovya, Izlanda, Ermenistan, Kazakistan, Lihtenştayn

6. Torba: Azerbeycan, Luksemburg, Malta, Faroe Adaları, Andorra, San Marino

Söylesem Tesiri Yok Sussam Gönül Razı Değil

Dün ki maçta planlanan eylem internet ortamında gördüğü desteği stadyumda göremedi. Bende çıkamadım sahadan. Neden çıkamadığımı bilmiyorum... Stadda olup bağırmadan, sevinmeden sadece maçı izlemek oldu benim protesto şeklim.. Bundan sonrada öyle olacak.. Ne atılan gollere sevineceğim nede bestelere katılayacağım. Bir işe yarayacak mı? Tabii ki yaramayacak.. Ancak orada olup susmak en azından kendi koltuğumu başka bir rantçının almasını engelleyecek, sezon sonuna kadar... İlk 15 olmasa bile son 15 dakika çıktım sahadan.. Ben çıktıktan sonra ki süreçte Beşiktaş 3 gol birden atarak maçı 4-1 kazanarak hanesine üç puanı yazdırdı.

Demirören'in ilk yılında yönetime güvenim tamdı. Del Bosque, Carew gibi isimleride takıma kattıkları zaman doğru yolda olduklarına inanmıştım.. O zaman aldığım kombinenin heyecanını hala hatırlıyorum. Del Bosqeu gönderilip takıma Rıza getirilince doğru yoldan çıkıldığını görsemde maçlara gitmeyi sürdürmüştüm. Nede olsa yönetim hatasını sene sonunda telafi ederdi ancak düşündüğüm gibi olmadı ve hatalar zinciri başladı.. Rıza, Tigana ve Ertuğrul Sağlam'ın takımda olduğu senelerde kombine almayı düşünmemiştim bile televizyondan desteklemek yeter diye düşünüyordum ki haklıydım da kendime göre.. Ertuğrul Sağlam yanına Sinan Engin ikilisi takıma oynatılan kötü top, ruhsuz futbolcuları desteklemekte içimden gelmiyordu.. Birde Demirören nefreti günden güne güçleniyordu içimde...

Geçen sezon Mustafa Denizli göreve geldiğinde ise sadece iki maça gittim.. Çok uzun bir zaman geçmişti tribünlere adım atmamıştım onun için maçın önemi yada oturduğum yerine bir önemi yoktu sadece atmosferi tatmak istiyordum.. Eski Açıkta Kayserispor maçıydı uzun bir aradan sonra gittiğim ilk maç. Diğer maç ise İzmir'de ki Kupa Finaliydi..

Yapılan hatalar, ödenecek olan borçlar, kurulan sacma takım, yönetimin sacma açıklamaları, ağlamaları falan derken sezon başında nasılsa biri çıkar Demirören’i indirir diye almıştım kombine biletimi.. Takımın kötü gittiği her maç yönetime duyduğum öfkem biraz daha artıyordu. Denizlispor maçında yaşananlar ile taraftarada güvenim sarsılmıştı.. Ondan sonra beni takıma bağlayan tekşey kongreydi. Oradan çıkacak yeni bir başkan bütün yaşanan sıkıntıların, acıların sonu gelecek yeni bir sayfa açabilecektim ancak olmadı Beşiktaş kongre üyelerinin anlaşılmaz tavırı sonucunda Demirören kazandı secimi.. Ondan sonra yaşananları, yazılanları anlatmama gerek yok herhalde...

Çok sorgulanması gereken bir kongreden sonra tekrar başkanlığa secilen Demirören, muhalif olupta koltuk aşkına yönetime katılan isimlerden, buna "koltuk aşkı" yerine "görev aşkı" diyenlerden, sahte bir Beşiktaşlılık duruşu sergileyen taraftardan (eyleme katılan yada katılmayanları kastetmiyorum) dolayı ne atılan gollere ne alınan puanlara sevinebiliyorum nede tribünde söylenen bestelere katılabiliyorum... Kendimi aldatılmış, kandırılmış hissediyorum.. Sanırım kongreden sonra tekrar Del Bosque’nin kovulmasından sonra ki halime döndüm.. Takım artık ne yaparsa yapsın içimden bağırmak, yazmak, konuşmak gelmiyor..

Çok büyük bir olay olmadığı sürece Beşiktaş taraftarı, yönetimi, yöneticisi gibi konular hakkında yazı yazmayacağım bundan sonra.. Maçlar hakkında yazı yazar mıyım onuda bilmiyorum.... Ayrıca dün ki protestoya destek verip , 15. Dakikada sahayı terketmediğim için Ekşibeşiktaş’tan birkez daha özür diliyorum...

4 Şubat 2010 Perşembe

Bu kadar gergin ortamda..

Bir önce ki yazım olan "Beşiktaş'tan menfaat bekleyen.." başlıklı yazımı kaldırdım.. Nedeni ortamın biraz gergin olması ve herkesin ÇARŞI'ya çokbağlı olduğu için koruma iç güdüsü olarak yazılanları yorumlaması... Ben kapalı altta sadece maç izlemek için giden biriyim.. Tek bir amigo tanımam etmem, kimseye bağlı değilimdir, kimseyi korumam, ben ne görüyorsam onu söyler ve yazarım... O yazıda da ÇARŞI'nın 2007 senesinden sonra yaşadıklarını bağımsız biri olarak aktarmıştım.. ASİ RUH DVD'sinin satışı yada elde edilen gelir beni o yüzden ilgilendirmez ben sadece tanıtımında "biz artık yokuz lafına" bakarım, Beşiktaş tribünlerine verdikleri zararlara bakarım.. Ben tarafsız biriyim öylede olacağım... Cuma günü bitene kadar kaldırıyorum yazıyı.. Ondan sonra tekrar aktif hale getireceğim...

2 Şubat 2010 Salı

Şimdi isyan vaktidir!!

KİMSENİN ADAMI OLMAYAN GERÇEK BEŞİKTAŞLILARA ÇAĞRI

Biz Beşiktaşlıyız
Sizin Olsun Oyunuz
Cuma 20:15'te
Kutlayın Artık Biz Yokuz

Var Mısınız
Yokluğunuzu Hissettirmeye..?

Bir Beşiktaş taraftarı tarafından samimiyetini, aşkını ortaya koyan tüm Beşiktaş taraftarına çağrıdır; bulunduğumuz tribünleri 15. dakika itibariyle terk ediyoruz.


--

Şimdi isyan vaktidir..

Bunu yayabildiğimiz kadar kişiye yaymamız gerekiyor diye düşünüyorum öyle 100-200 kişi çıkarsa staddan olmaz ancak hatırı sayılı bir kalabalık çıkarsa etkili olacaktır. Ayrıca Kapalı Alt bölümünde olan arkadaşların dikkat etmeleri gerekiyor nitekim yine paraları askerler görev başında olacaktır ve onların büyük başkanının emriyle dakika 15'de kapılar kapanıcak ve açılmayacaktır...

Detaylar;

http://eksibesiktas.blogspot.com/2010/02/besiktas-taraftarna-cagr.html

1 Şubat 2010 Pazartesi

Hak ve Şeref




Öncelikle yazıya Murat Aksu’ya teşekkür ederek başlamak istiyorum. En umutsuz olduğumuz dakika kendini ortaya atarak bizlere en azından kurtulma umudunu verdiği için teşekkürü bir borç biliyorum. Açıkladığı projeler ve kurduğu yönetim listesi Beşiktaş’ı bu karanlık yerden çıkartıp aydınlığa kavuşturabilecek gibi gözüküyordu. Ancak o hiç tahmin etmediği bazı şeylere takıldı. Kongre dinazolarılarının ve rantçıların kurbanı oldu.

Artık kafalarda ki soru şu Beşiktaş Demirören ile birlikte 3 yıl daha gidebilir mi? Bu soru beni bundan sonra zerre kadar ilgilendirmiyor. Takımın hiçbir geliri yokken, projeler boka sarmışken, ligde ve avrupada herhangi başarı yokken, borç gırtlayı aşmışken bu yönetimi birkez daha secenler bu sorunun cevabını düşünsün.

Tıpkı AKP nasıl beni temsil etmiyorsa Demirören’de benim Beşiktaş’ımı temsil etmiyor. O başkanlıkta olduğu sürece sürekli “SEVİNMEK İÇİN SEVMEDİK” lafını söyledik durduk tamam sevinmek için sevmedik ama bir kerede yüzümüz gülsün değil mi? Hep kahırı biz tribünde bağıranlar çekerken içimizdeki İrlandalılar hep kendilerini düşünerek ceplerini doldurdu. Ben artık bu düzende yokum, bir önceki yazdımda yazmıştım “YETMEZ DEMİRÖREN YETMEZ” diye bağıranlar Beşiktaşlı olamazlar bir taraftar bu kadar küçülmemeli ydi ancak oldu taraftar bu kadar küçüldü işte..

Madem o tribünde artık doğruları söyleyenlere yer yok bende çekiliyorum sezon sonundan itibaren.. Fabian Ernst’in dediği gibi “Beşiktaş mücadaledir.” Ancak bu mücadeleyi sürekli kaybetmekten ve laf anlamaz insanlara laf anlatmaktan yoruldum. Kombine var diye bu sezon maçlara gitmeye devam edeceğim.

Büyük ihtimalle gelecek sene Ingiltere’de Coventry’de okuyacağım için 2013’e kadar zaten aranızda olmayacaktım bu secimlerle birlikte en azından oralarda rantçıların ve dinazorların yönettiği bir Beşiktaş hasreti çekmeyeceğim. Burada kalacaklara ise sabır dilemekten başka birşey gelmiyor elimden...

Secimler ilgili daha fazla yazı yazmayacağım... Semtinizde, tribününüzde, sevginizde, Beşiktaşlılığınızda, İMPARATOR başkanınızda , kongre dinazorlarınızda sizin olsun tek isteğim bundan sonra içinde HAK ve ŞEREF geçen pankartlar asmayın mümkünse bu iki kelimeyi ağzınıza bile almayın...

Bu mudur yani?

Az önce Beşiktaşlılık hakkında bir yazı yazıyordum ancak haber1903’de gördüğüm haber karşısında kanım dondu. Yazdıklarımın hepsini sildim çünkü meğersem artık Beşiktaş ve Beşiktaşlı diye birşey kalmamış. Beşiktaşlı olmak anlam değiştirmiş artık Beşiktaşlı olmak tribünde yanında ki adama soğukta çay ısmarlamak değilmiş, Beşiktaşlı olmak yanında ki adamın gözünün içine baka baka o çayı içmek olarak değiştirmiş anlamını. Beşiktaşlı olmak birlik olmak tek yürek olmaktan çıkmış, bireyci olmaya başlamış. Kendi yanında ki adamın sağcı solcu olduğunu umursamadan arma aşkına, Beşiktaş aşkına boynuna sarılarak üçlü çekmek değil, kendi çıkarına ve düşüncelerine uymuyorsa adamı dövmek olarak değiştirmiş anlamını... Bunları yazmama hangi haber mi neden oldu?

--

Bu sonuçla Akatlar`a giriş yapan Yıldırım Demirören girişte siyah-beyazlı taraftarlar tarafından ilk önce "Yetmez, Yıldırım Demirören yetmez" sloganları ile karşılandı. Ardından taraftarlar Demirören`i çember içine alarak "İmparator" diye tezahüratlarda bulundu.

Demirören salona girdikten sonra ilk iş olarak babası ve annesinin yanına giderek önce ellerini öptü sonra da sarıldı.

Tribünlerde bulunan taraftarlar bu görüntülerin ardından uzun süre Demirören lehine sloganlar atmaya devam etti.

--

Bugün kü secimi Murat Aksu’nun kaybetmesine alışabilirdim ancak bugün kü secimin sonunda Demirören’e “YETMEZ DEMİRÖREN YETMEZ” diye bağırılmasını kendime yediremiyorum. Nasıl bir Beşiktaşlı 2004’ten bu yana yapılan bütün rezillikleri unutur ve bugün bu adam böyle bağırabilir? Nasıl bir mideye sahip bu insanlar? Ne kadara sattılar hep dillerinde ölene kadar seveceklerinden bahsettikleri aşklarını? Bu insanların yarın BEŞİKTAŞLIYIM diye dolaşacak olmalarından, tribünde yanımda olacak olmalarından nefret ediyorum.. Eğer sizler BEŞİKTAŞLI iseniz ben değilim... Beşiktaş’ı gelir kapısı olarak görüp başkana yalanan taraftarlardan olmayacağım.. Varsın temizlik kapsamında bende temizlenim ancak doğru bildiğim yoldan şaşmayacağım... Yeni BEŞİKTAŞlılara inat yanımda ki adama çay ısmarlamaya devam edeceğim, üçlüde omzuna sarılacağım... HEPİNİZE YAZIKLAR OLSUN!!