6 Şubat 2010 Cumartesi

Söylesem Tesiri Yok Sussam Gönül Razı Değil

Dün ki maçta planlanan eylem internet ortamında gördüğü desteği stadyumda göremedi. Bende çıkamadım sahadan. Neden çıkamadığımı bilmiyorum... Stadda olup bağırmadan, sevinmeden sadece maçı izlemek oldu benim protesto şeklim.. Bundan sonrada öyle olacak.. Ne atılan gollere sevineceğim nede bestelere katılayacağım. Bir işe yarayacak mı? Tabii ki yaramayacak.. Ancak orada olup susmak en azından kendi koltuğumu başka bir rantçının almasını engelleyecek, sezon sonuna kadar... İlk 15 olmasa bile son 15 dakika çıktım sahadan.. Ben çıktıktan sonra ki süreçte Beşiktaş 3 gol birden atarak maçı 4-1 kazanarak hanesine üç puanı yazdırdı.

Demirören'in ilk yılında yönetime güvenim tamdı. Del Bosque, Carew gibi isimleride takıma kattıkları zaman doğru yolda olduklarına inanmıştım.. O zaman aldığım kombinenin heyecanını hala hatırlıyorum. Del Bosqeu gönderilip takıma Rıza getirilince doğru yoldan çıkıldığını görsemde maçlara gitmeyi sürdürmüştüm. Nede olsa yönetim hatasını sene sonunda telafi ederdi ancak düşündüğüm gibi olmadı ve hatalar zinciri başladı.. Rıza, Tigana ve Ertuğrul Sağlam'ın takımda olduğu senelerde kombine almayı düşünmemiştim bile televizyondan desteklemek yeter diye düşünüyordum ki haklıydım da kendime göre.. Ertuğrul Sağlam yanına Sinan Engin ikilisi takıma oynatılan kötü top, ruhsuz futbolcuları desteklemekte içimden gelmiyordu.. Birde Demirören nefreti günden güne güçleniyordu içimde...

Geçen sezon Mustafa Denizli göreve geldiğinde ise sadece iki maça gittim.. Çok uzun bir zaman geçmişti tribünlere adım atmamıştım onun için maçın önemi yada oturduğum yerine bir önemi yoktu sadece atmosferi tatmak istiyordum.. Eski Açıkta Kayserispor maçıydı uzun bir aradan sonra gittiğim ilk maç. Diğer maç ise İzmir'de ki Kupa Finaliydi..

Yapılan hatalar, ödenecek olan borçlar, kurulan sacma takım, yönetimin sacma açıklamaları, ağlamaları falan derken sezon başında nasılsa biri çıkar Demirören’i indirir diye almıştım kombine biletimi.. Takımın kötü gittiği her maç yönetime duyduğum öfkem biraz daha artıyordu. Denizlispor maçında yaşananlar ile taraftarada güvenim sarsılmıştı.. Ondan sonra beni takıma bağlayan tekşey kongreydi. Oradan çıkacak yeni bir başkan bütün yaşanan sıkıntıların, acıların sonu gelecek yeni bir sayfa açabilecektim ancak olmadı Beşiktaş kongre üyelerinin anlaşılmaz tavırı sonucunda Demirören kazandı secimi.. Ondan sonra yaşananları, yazılanları anlatmama gerek yok herhalde...

Çok sorgulanması gereken bir kongreden sonra tekrar başkanlığa secilen Demirören, muhalif olupta koltuk aşkına yönetime katılan isimlerden, buna "koltuk aşkı" yerine "görev aşkı" diyenlerden, sahte bir Beşiktaşlılık duruşu sergileyen taraftardan (eyleme katılan yada katılmayanları kastetmiyorum) dolayı ne atılan gollere ne alınan puanlara sevinebiliyorum nede tribünde söylenen bestelere katılabiliyorum... Kendimi aldatılmış, kandırılmış hissediyorum.. Sanırım kongreden sonra tekrar Del Bosque’nin kovulmasından sonra ki halime döndüm.. Takım artık ne yaparsa yapsın içimden bağırmak, yazmak, konuşmak gelmiyor..

Çok büyük bir olay olmadığı sürece Beşiktaş taraftarı, yönetimi, yöneticisi gibi konular hakkında yazı yazmayacağım bundan sonra.. Maçlar hakkında yazı yazar mıyım onuda bilmiyorum.... Ayrıca dün ki protestoya destek verip , 15. Dakikada sahayı terketmediğim için Ekşibeşiktaş’tan birkez daha özür diliyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder