31 Ağustos 2010 Salı

Wacken Open Air 2010


Iron Maiden'ı ilk kez "Somewhere Back In The Time" turnesinde izleme hayalleri kurarken Wacken Open Air 2008 açıklanan ilk headliner olmasıyla gitmeye karar verdiğim ve arkasından bağımlısı haline geldiğim Wacken Open Air'a bu sene üçüncü kez gittim.

Festivale 2008'de yolda tanıştığım ve her sene bir şekilde ikna etmeyi başardığım Lacin isimli arkadasımla birlikte gittik (Metaltr yada Last.fm'e üye olanlar varsa orada ki ismi razor36). Bu sene önce ki senelerden farklı olarak festivale 2 gün önceden gitmeye karar verdik. Perşembe günü başlayacak festival için biz salı gününden çadırlarımızı kurar, t-shirtlerimizi alır ve Wacken'da iki gün daha fazla geçiririz diye düşünmüştük. 3 Ağustos saat 11.10 gibi biz Hamburg'taydık ancak İstanbul-Münih uçağının 10 dakika rötarli inmesinden dolayı -Münih/Hamburg uçağına isimlerimiz anons edildikten sonra zarzor yetişebildik- bagajlarımızın Munih'te kaldığını bagajlarımız gelmediğinde anladık.. Yaklaşık 7 saat sonra bagajlarımızı alabildik.. Bagajları aldıktan sonra istikamet belliydi.. Hamburg tren istasyonundan Itzohoe oradan taksi ile Wacken'a ulaştık..

Çarşamba gününü pas geçerek yazıya devam ediyorum...

Perşembe günü Wacken'ın bugüne kadar gördüğü en iyi Perşembelerden biri oldu.. Sırasıyla Alice Cooper, Mötley Crüe ve Iron Maiden sahne aldı. Wacken 2010'da ilk izlediğim grup Theatre Of Death turnesinde olan Alice Cooper oldu. Çok fazla Alice Cooper dinlemeyen biri olarak sahne şovunu fazlasıyla beğendim hatta izlediğim en iyi sahne şovlarından biriydi diyebilirim. Konsere School's Out ile başlayıp No More Mr. Nice Guy ile devam etti nedendir bilmiyorum ancak konsere School's Out'u ikinci kez çalarak son verdi.

2008'de çıkarttıkları Saint Of Los Angeles albüm turu kapsamında Türkiye'ye gelmesini umduğum ancak hiçbir organizatörün getiremediği Mötley Crüe'yü Wacken'da son turnesine izlemiş olmak gerçekten güzeldi. Son turnede hazırladıkları setlistte keyifliydi. Ancak grup biraz benim beklentilerimin altında kaldı. Wacken'in ses sistemine bok atabilecek biri var mı bilmiyorum onun için Vince Neil'in şarkı sözlerinin tam olarak anlaşılmamasını, kelimeleri yutmasına bağlıyorum. Ayrıca grubun en adam akıllı elemanı olan Mick Mars'ın hastalığı iyice ilerlemiş gibi.. Sahnede adım atacak hali yok gibi görünüyordu. Herşeye rağmen Mötley Crüe'yü son turnesinde izlemek unutlmazlar arasına girdi..

Mötley Crüe'den sonra festivalin asıl grubu "The Final Frontier" turunda olan IRON MAIDEN sahne aldı.. Her zaman ki konser başlamadan "Doctor Doctor" çalarak seyircileri hazırladılar. 2008'de yine Wacken'da izlediğim zaman "Somewhere Back In The Time" turnesinde olduklarından Brave New World, Dance Of Death ve A Matter Of Life And Death albümlerinden şarkılar çalmamışlardı. Bu sefer ise 2000 ve sonrasında ki albümlerinden oluşan bir playlist ile çaldılar. Ghost Of The Navigator, Brave New World, No More Lies, Blood Brothers ve Dance Of Death'i canlı dinlemiş olmak gerçekten büyük keyifti.. Grubun genel performansı hakkında yorum yapmak ne kadar doğru bilmiyorum ancak Bruce Dickinson Benjamin Button gibi yıllar geçtikce gençleşiyor.. Konser sırasında garipsediğim tek şey Bruce Dickinson'ın "albümümüz çıktığı zaman onu bir numara yapacak mısınız?" tarzında konuşması oldu. Maiden gibi bir grubun neden böyle bir endişesi olduğunu pek anlayamadım... Ayrıca Wacken ekibinin Iron Maiden sahnedeyken W.E.T Stage'de GOJIRA'yı çıkartması gerçekten kötü oldu daha sonra Hamburg Logo'da ve Brutal Assault'ta izlediğim grup çadıra sığmayacak kadar iyiydi..

Maiden'dan sonra Perşembe günü benim için bitti. Cuma günü ilk grup saat 11.00'da Alman thrash grubu Dew-Sencented'i kahvaltıydı, telefonların sarjlarıydı falan derken kaçırdık. Saat 12.00'ye Amorphis sahneye çıktı. Pasi Koskinen'in ardından gruba vokal olarak katılan Tomi Joutsen'li üç albümüde çok beğenen biri olarak Amorphis konserinden bir hayli keyif aldım. Özellikle House Of Sleep ve Black Winter Day çalarken seyircininde şarkılara katılımıyla inanılmaz güzel bir atmosfer oluştu. True Metal'da çıkan günün ilk grubu olarak çıktıklarını düşünürsek konser genel olarak çok iyidi.

Amorphis'in arkasından Black Stage'de Orphaned Land, Party Stage'de Job For A Cowboy sahneye çıkacaktı. 2008'de Job For A Cowboy izlemiştim, Orphaned Land'ide Türkiye'de izleme imkanım bir hayli fazla olduğu için ve daha öncedende geldikleri için W.E.T Stage'in yolunu tuttum. İlk olarak çadırda Yunanlı Thrash grubu Suicidal Angels çıktı. Sadece yarım saatlik bir konser olduğu için sadece 6 şarkı çaldılar. Brutal Assault'tada izlediğim için grubun Wacken performansını çok beğenmedim. Grup daha büyük sahnede çok daha iyi çalıyor ve seyirciyle daha iyi iletişim kurabiliyor. Grubun tek albümü var "Sanctify The Darkness"i dinlemenizi tavsiye ederim.

Komşunun thrash grubundan sonra benim için 2010'da Wacken'in en değerli gruplarından biri olan İşveçli heavy metal grubu Astral Doors sahneye çıktı. Bende Türk bayrağı ile en önde yerimi aldım. Çadırda çıkan her grup gibi sadece yarım saat sahnede kaldılar. Grubun son albümü Requim Of Time, Evil is Forever, Astralism ve Of The Son And The Father albümlerinden 7 şarkı çaldılar. Grubun vokali Nils Patrik Johansson'ın sesi albüm kayıtlarında Ronnie James Dio'ya benzesede canlı performanslarında sesini çok fazla benzetemedim. Evil is Forever'da seyircinin inanılmaz katılımı vardı. Yarım saatlik konserin nasıl geçtiğini gerçekten anlamadım ancak tadı damağımda kaldı. Umarım tekrar izleme fırsatı bulurum.

Çadırda arka arkaya iki konserden sonra True Metal Stage'de Ill Nino çıkacaktı ancak nasılsa Brutal Assaul'ta izleyeceğim diyerek çadıra gidip bira içip uzanmayı tercih ettim. İzleyen arkadaşlarımın anlattıkları kadarıyla Ill Nino Wacken'i darma duman etmiş. Ill Nino'dan sonra Alman grup Die Apokalyptischen Reiter sahneye çıktı. Öğlen 15:30 olmasına rağmen gerçekten çok büyük bir kitleye çaldılar. Grup hakkında çok fazla bir fikrim olmadığı için çok birşey yazamayacağım. Saat 16:45 gibi The Boss Hoss sahneye çıktığında Beer Garden'da bira içmeye çoktan başlamıştım :) Saat 18:00'de sahneye Alman black metal grubu Endstille sahneye çıktı, grubun herhangi bir albümünü bilmediğim için konseri sadece izlemiş olmak için izledim. Endstille'den sonra sahneye Kamelot çıktı. 2005'te Tarja Nightwish'ten atıldıktan sonra keşfettiğim gruptu Kamelot ama nedense bir türlü ısınamadım. 2008'de Wacken performansları öğlen saatinde olmasına rağmen iyidi ancak bu sene onlar sahnedeyken Metal Market'te bir kaç tur atıp, bi kaç birşey içmek daha mantıklı geldi.

Kamelot bittikten sonra saatler 20:30'u gösterdiğinde Tarja Turunen sahneye aldı. 2005'te Nightwish ile son turnesinde Lowlands'te izlememiştim. Grubun performansı o zaman inanılmazdı. Tarja'yı gruptan attıktan sonra yerine gelen Anette Olzon ile yapılan "Dark Passion Play" albüm turnesinde Wacken 2008'de grubu izleme şansı bulmuştum. O zaman ki yorumum 3 yılda bir grubun bu kadar düşemeyeceği yönünde olmuştu. Tarja'lı zamanlardan çalınan şarkılara Anette'nin sesi yetmiyordu. Wishmaster'ın başlangıcını arkadan bant olarak vermeleri, I Wish I Had An Angel'da Marco ile uyuşmayan sesleri gerçekten grubu geriye götürmüştü. Şimdi sırada Tarja'nın arkasında Nightwish olmadan ne yapacağını görme zamanıydı. Tarja'nın sesinin her zaman Nightwish'in önünde olduğuna inanmıştım ancak konserde gördüm ki işin aslı böyle değilmiş. Tarja bi kere Nightwish'te olduğu kadar canlı değildi sahnede ayrıca konser boyunca seyirci ile hiçbir zaman çok iyi bir iletişim kuramadı. Bunun en büyük nedenlerinden biri seyircilerin Tarja'nın solo albümlerinden daha çok Nightwish şarkılarıyla ilgileniyor oluşuydu.. Konser setlisttinde 3 Nightwish şarkısı oluncada seyirci hiçbir zaman konserin bir parçası olamadı. Nightwish gibi bir gruptan ayrıldıktan sonra neden aynı tarzda devam etmek yerine tarz değiştirmesine bir anlam veremedim. Sonuç olarak Nightwish Tarja'sız Tarja Nightwish'siz yapamıyor. En kısa zamanda Nightwish Anette'den, Tarja'da egolarından kurtulup tekrar bir araya gelmeli grup..

Saatler 21:45'i gösterdiği sıralarda sahneye Alman heavy metal grubu Grave Digger çıktı sahneye. 1983'ten bugüne her albümlerinde kendini geliştirmeyi başaran grup bütün Wacken'a heavy metal nasıl yapılır dersi verdi. The Ballad of Mary'de Doro, Rebellion'da ise Hansi Kürsch'un sahneye çıkması gerçekten güzeldi. Bir parantez Hansi Kürsch'ü sokakta görsem tanıyamazdım inanılmaz değişmiş, Ayrıca Blind Guardian Nisan ayında Türkiye'de..

Grave Digger bittikten sonra Black Metal Stage'in önündeki kalabalık sürekli olarak arttı, dakikalar sonra World Painted Blood albüm turunda olan SLAYER sahne alacaktı. Sonisphere'ye gitmediğimden dolayı Türkiye'de izleme şansı bulamamıştım. İlk kez Slayer izleyecek olmanın verdiği heyecanla güzel bir yere konuşlandım. Hem çıkacak katliama hemde crowd surf için uygun biryer gibiydi.. Sahneye çıkmalarına dakika kala kalabalık iyice artmış ve kalabalık sıfatını geçip izdihama dönüşmüştü. Zaten bundan dolayıdır ki son yarım saate kadar circle pit yada mosh pit dönemedi, ilk bulunan boşlukta ise kemik sesleri duyuldu.. Konsere World Painted Blood ile başlayıp Angel Of Death çalarak bitirdiler. Grubun performansı gerçekten inanılmazdı. Tom Araya gelmiş geçmiş en iyi vokal olmasa bile en iyilerinden biri olarak hep anılacaktır. Birkaç sene önce davul çalmaya çalışırken Dave Lombardo'nun videolarını ağzım açık izlerdim, Slayer'ı canlı izlerkende tepkim değişmedi, canlı olarak izleyebilmek gerçekten inanılmaz birşeydi.. Slayer konserinden sonra ANVIL sahneye çıkacaktı ancak benim halim yoktu izleyecek...

Ertesi gün olduğunda kötü bir sürpriz ile başladım güne.. Birgün öncesinden kalan yorgunluk ve havlusuz duş yapip kiyafetlerle kurulanma fikirinden ötürü üzerimde inanılmaz bir halsizlik vardı tabii birde festivalin son günününde yorgunluğu eklenince gerçekten zor bir gün geçirecektim.. Şansıma kaçırdığım zaman üzeleceğim grup sayısı çok fazla yoktu.. Ektomorf konserinin başlarını kaçırsamda 20-25 dakikalık bir bölümünü izleme imkanım oldu. Ben çok fazla beğenmedim. Nedense çaldıkları her şarkı birbirine benziyordu. Aynı melodi üstüne farklı söz yazmış gibi havaları vardı..

Saat 13:00 gibi sahneye Alman metalcore grubu Caliban sahneye çıktı. Geçtiğimiz sene "Say Hello To Tradegy" isimli bir albüm yayınlayan Caliban kendi seyircisi önünde ortalığı yardı desek yeridir. Temmuz ayında Almanya'da yaşanan ve 20'ye yakın insanın haytını kaybetmesine neden olan olaydan sonra Wacken organizatörleri bu sene Circle Pit ve Wall Of Death yapılmaması için uyarılarda bulunmuştu. Caliban konseri sırasında her şarkıdan sonra "No Cirle Pit" uyarısının çıkması sanırım seyircinin performansını anlatmaya yardımcı olacaktır.

Caliban konserinden sonra Unleashed arkasından Overkill sahne alacaktı iki grubuda çok dinlemediğim ve yorgunluk ağır bastığı için Lock Up'a kadar dinlenmeye karar verdim. Saat 17:00'de Lock Up sahneye çıktı. 2008'de At The Gates ile Wacken'da izlediğim Tomas Lindberg, Napalm Death basisti Shane Embury ve festivalden sonra hayvani bir davulcu olduğunu öğrendiğim Nicholas Barker'dan kurulu olan Lock Up'a Wacken seyircisi nedenini bilmediğim bir şekilde çok fazla ilgi göstermedi. 2008'den beri gördüğüm kadarıyla Black Metal Stage'de en az seyirciye çalan gruplardan biri oldu. Party Stage'de o saatlerde Delain nasıl olduysa daha kalabalık bir kitleye çaldı.. Az seyirciye rağmen inanılmaz bir konserdi. Zaten Tomas Lindberg gibi bir vokal varken konserin kötü geçme ihtimali var mıdır hiç bilmiyorum..

Lock Up konserinden sonra Wacken'i bitirdim diyebilirim.. WASP ve Edguy'i izlemeyi zaten düşünmüyordum ancak yorgunluk ve hastalık üstüste binince Soulfly konserini kaçırmış olmam gerçekten üzücüydü..

Lock Up'tan sonra yine bir saatlik aradan sonra Cannibal Corpse için yerimi aldım. Konseri herhangi bir akrasyona girmeden uzaktan izlemeyi tercih ettim. Grubu ilk kez izleyen biri olarak performanslarına ağzım açık kaldı. Benim bulunduğum yerden seyircilerin yaptığı moshpit pek görülmedi ancak Guano'nun çektiği videoları görünce seyircinin yarattığı vahşeti görebildim :)

Cannibal Corpse'dan sonra sahneye Edguy çıktı. Tobias Sammet'in nedense Avantasia projesini Edguy'dan çok daha fazla beğeniyorum. Onun için Edguy'i kaçırsamda üzülmem diyerek Bullhead çadırında "Oil Catching Girls" izlemeye gittim. Fikir olarak güzel olsada düşündüğüm kadar iyi bir gösteri izleyemedim açıkcası :)

Ve geldik benim için Wacken'in son konserine... Immortal!.. Black Metal efsanesi saat 22:00 sularında Black Metal Stage'e çıktı. 2006 Nisan ayında tekrar eski kadrosunu kurarak yola devam Abbath inanılmaz bir şov sergiledi. Çok ciddi fanları olmama rağmen konserde gerçekten büyük keyif aldım. Acıkcası konserde Abbath'ın crab walk yapmasını çok fazla bekledim ancak yapmayışı konserin tek eksiğidi diyebilirim..



Yazar Transferi ...


Transfer sezonunun son gününde bir transferde ben açıklayayım.. amirnecim.blogspot.com yazarı, Beşiktaşlı, metal müzik sevdalısı Guano artık "babasicarlos"ta futbol yazılarıyla bizlerle birlikte olacak..

Hoşgeldin Guano!!

27 Ağustos 2010 Cuma

Avrupa Ligi Kura Çekimi TSİ: 14:00


Bir kura çekimine daha geldik. Hiçbir zaman yanımızda olmayan şansın bu kez yanımızda olmasını isteyerek başlıyorum yazıya. Dün gece 4 takımımız varken bugün sadece Beşiktaş'ın gruplarda olmasına sevinmeli miyiz yoksa üzülmeli mi bilmiyorum. Ancak şu gerçek var ki Trabzonspor haricinde ne Galatasaray'ın ne Fenerbahçe'nin elenmelerine mazaretler bulmasının hiçbir anlamı yok. PAOK'ta Lviv'de kuraya dördüncü torbadan katılıyorlar.

Tahmini grup; Liverpool, BEŞİKTAŞ, CSKA Sofya, Sheriff

Bu kez kura şansı yanımızda olsun..

22 Ağustos 2010 Pazar

17 Ağustos 2010 Salı

Amintobello


Wacken Open Air - Brutal Assault'tan dün itibari döndüm iki festivalinde yazıları yakında..

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Festival Arasi


Durgun gecen Temmuz ayindan sonra bloga 16 Agustosa kadar birsey yazamayacagim. Yarin sabah 06:40ta Wacken Open Air 2010 arkasindan Cek Cumhuriyeti`nde yapilan Brutal Assault 2010`a gitmek uzere ulkeyi terkediyorum :) Donuste iki festival hakkinda uzun uzun birseyler yazarim..

Kendinize iyi bakin...