30 Kasım 2010 Salı

Ben mi koşayım? Ben mi basayım?

Aslında yazıyı geçen hafta hazırlamıştım ancak birkaç aksilik yüzünden şimdi yayınlayabiliyorum..

---

Beşiktaş'ın aldığı kötü sonuçların sorumlusu olarak Schuster'den daha çok mevcut kadroyu görüyorum. Önemli maçlar hariç bu kadar isteksiz ve ruhsuz sahaya çıkınca oynanılan oyundan ve alınacak skordan bir hayır beklememek gerekiyor. Schuster'in oynatmak istediği oyunun temeli hucuma dayansada asıl önemli nokta takım halinde savunma yapabilmek. Tabii Schuster'in istediği şey takım halinde savunmanın aslında en ileride forvette başlayarak, kademeli olarak devam etmesi gerekiyor. Yani topa ilk basan isimlerin Nobre, Holosko gibi ileri uçta oynayanlar olmalı. Basının sürekli "Beşiktaş'ın savunmasının arkasında atılan her top pozisyon oluyor." yazmasının nedeni Beşiktaş'ın Schuster'in istediği savunmayı tam olarak yapamıyor oluşu.

Beşiktaş'ın rakip takımın sahasına yıktığı maçları tekrar gözden geçirecek olursak, rakibe top yaptırmayan, sahanın her yerine rakibe baskı yapan bir takım görürüz. Ancak bu savunmanın aksamaya başladığı zaman zaten orta sahaya kadar gelen bir savunma varken araya atılan yada uzun gönderilen topların pozisyon ile sonuçlanması çok doğal.

Peki neden bu savunma her maçta aynı şekilde yapılamıyor?

Schuster'in oynatmak istediği oyunun hatalarını bulmak yerine öncelikle elde ki kadroya bakmak gerekiyor. 90 dakika boyunca rakibe basan, bunaltan bir takıma sahip olmak demek kadronun 30 yaş üstü oyunculardan değil daha genç oyunculardan kurulu olmasını gerektirir. Beşiktaş'ın şuan ki kadrosuna bakacak olursa 13 oyuncunun 30 yaş üstü olduğunu görüyoruz. Kadronun yaşlı olması yetmezmiş gibi birde bu oyuncuların formsuzluğu ve isteksizliği eklenince ortaya çıkan görüntü iç açmıyor.

Bir başka nedenide takımın baskılı başladığı maçlarda, 20-25 dakikalık baskının sonuç vermemesi durumunda takımın oyundan düşerek "aman gol yer miyiz acaba" korkusuna kapılıp sacmalamaya başlayıp, sistemin dışına çıkmasından ötürü sahada panik halinde ne yaptığını bilmeyen bir takıma dönüyor. Ayrıca az önce yazdığım 30 yaşı üstü oyuncuların yorulmaları ve takım içinde ki diğer oyuncularında formsuzlukları diğer oyuncuların fazladan güc ve efor harcamalarına neden oluyor...

Schuster'in elde k kadro ile başarılı olması, özellikle bu taktik ile, zor. Devre arasında takıma yapılacak genç takviyeler ve A2'den kazanmaya çalıştığı oyuncular ile çok daha başarılı bir takım yaratacaktır.. Tek yapmamız gereken şey; sabretmek..

29 Kasım 2010 Pazartesi

Guti böyle istedi... 1-2 ..



Maçtan önce iki takımında sakat oyuncularında baktığımız zaman Beşiktaş'ın çok daha önemli eksikleri var gibi duruyordu. Sezon başından beri oynadığı her maçta fark yaratan Quaresma ve hemen hemen her maçta gol atan Bobo olmayacaktı. Bunların yanında her maç taraftara saç baş yolduran Holosko ve Tabata ise ilk 11'de başlayacaklardı. GS'nin eksikleri vardı ancak Kewell, Pino, Elano gibi isimlere hala sahiptiler. İlk 11'lere bakıldığında GS'nin hucum hattının Beşiktaş'tan daha iyi olduğu görülebiliyordu.

Beşiktaş: Guti-Tabata-Holosko-Nobre

Galatasaray: Sabri-Elano-Kewell-Pino

Ancak maçın kaderini hucumcular yerine her iki takım içinde defans ve kalecileri çizdi. Maçın başında 2-3 defa maruz kalan Ali Turan dakika 8'de ceza sahasında anlamsız bir şekilde Holosko'yu indirince, Beşiktaş'ın 1-0 öne geçmesini sağladı.

Arkasından Schuster topu rakibe teslim ederek, oyunu kendi yarı sahasında kabul etti. Schuster Beşiktaş'ın başına geldiğinden beri ilk kez öne geçtikten sonra oyunu kendi yarı sahasında kabul ederek, defans ile orta sahayı birbirlerine yakın oynattı. Ersan, Toraman, Ernst ve Aurelio'dan oluşan savunma göbeğini geçmek çok zordu ancak sezon başından beri başımızı yakan bireysel hatalarda dün akşamda vardı sahada, tek fark bu sefer başımızı duvarlara vurmamızı engelleyecek biri vardı kalede, CENK! Hakan'ın bizlere zehir etmeye çok yaklaştığı Fenerbahçe maçınada sonrada dahil olmuş, ilk yarının 1-0 bitmesine neden olarak ikinci yarıya umutla çıkmamızı sağlamış ve maçtan 1-1'lik beraberlik ile ayrılmıştık. Bu seferde kalesinde 90 dakika boyunca yerine müdahaleler ve çıkışlar yaparak Beşiktaş'ı 8 senedir galip gelemediği deplasmandan 3 puan ile dönmesinde başrol oynadı. Yediği golde ise oyundan takım olarak kopmuş olmamız ve topun hemen önünde sekmiş olması hata yapmasına sebep oldu..

Topun Beşiktaş'ta olduğu sürelerde ise Hilbert ve İsmail'in bindirmeleri, Galatasaray'ın savunmaya dönememesi, adam paylaşımlarını doğru yapamamaları ve tabii ki GUTİ gibi bir isime sahip oluşumuz fark yarattı. Maçı 90 dakika izleyen biri muhtemelen "Beşiktaş'ın penaltı hariç kaleyi bulan 3 şutu var nasıl hucumda fark yaratmak bu! Galatasaray'ın bitirici oyuncuları olsa çok farklı olurdu maç." diyecektir. Yazının başında yazdığım hucum hattında eksik olan oyuncular yüzünden Beşiktaş hucumlarda etkili olamadı. Tabata ve Holosko'nun topları Nobre ile verkaç yapmaya çalıştığı her pozisyon eriyip gitmesi, Quaresma gibi yaratıcı bir oyuncunun olmayışı ve kanat beklerden İsmail'in gerektiği kadar top ile oynamayaşından dolayı sazı Guti'den başkası eline alamazdı. Beşiktaş'a geldiğinden beri en iyi maçını çıkarttığı kesin. Hucumlarda takımı çok iyi yönetti. Özellikle Nobre'ye yaptığı orta gerçekten çok güzeldi. Nobre'ye sorsalar nasıl bir orta istersin diye muhtemelen bundan daha iyisini tarif edemez.

Beşiktaş'ın Fenerbahçe derbisinden sonra takım olarak iyi oynadığı (hem savunmada hem hucumda) maçlardan biriydi. Derbilerin atmosferi farklı olur ya o farklı atmosfer yarıyor takıma. En son 2002'de Deli İbo'nun sağ ayağından gelen golle kazandığımız Ali Sami Yen'den 8 sene sonra tekrar 3 puan ile ayrılmak keyif verici...

24 Kasım 2010 Çarşamba

Bol Şanslar #7





Kıralım artık şeytanın bacağını :)

23 Kasım 2010 Salı

15 Kasım 2010 Pazartesi

Güzel 25 dakika.. Sıkıcı 65 dakika...


Maçı izlemeyen biri "maç nasıldı?" diye sorsa, büyük ihtimalle ilk 25 dakika çok iyi oynadığımızdan ancak sonuc alamayıncada oyundan düştüğümüzde ilk yarının uzatma dakikalarında gelen penaltıdan sonra ikinci yarı "aman sakata gelmeyelim" düşüncesi ile kapandığımızı anlatılır.

Aslında maçın özetine başka ekleyebilecek gerçekten yok. İlk 25 dakika ki oyun üstünlüğümüzü skora ceviremeyince ilk yarının sonuna kadar her geçen dakika oyundan biraz daha düşen bir Beşiktaş vardı. 45+'da çalınan penaltı (bence ağır bir karar) ile öne geçtiğimizde biraz daha toparlanıp düzeleceğimizi düşünmüştüm. İkinci yarı ise benim beklentimin dışında daha kontrollu daha skoru korumaya yönelik başladı. Top ne kadar çok Gençlerbirliği'nin ayağında gözüksede 45 dakika boyunca pozisyon vermemiz aslında takım halinde savunma yaptığımız zaman kolay kolay pozisyon vermeyeceğimizi gösterdi. İkinci yarıda ki futbol birşeyi daha gösterdi, Beşiktaş kontra atak takımı değil. Savunmadan çıkarılan topların çoğu ileride pozisyona dönmeden rakibe geçti. Hızlı şekilde ileriye çıkacak ve hucumu zenginleştirebilecek oyuncu sayımız iki ya da üç.. Son dakikada Hilbert'in attığı gol var gücüyle hucuma çıkmış takıma karşı atılan bir goldu.

Her zaman olduğu gibi dün kü maçtada takımın beyfendisi Holosko hiçbirşey yapmadı. Mücadele yok, takıma katkısı yok, hırs yok, yetenek yok, hiçbirşey yok... Holosko neden bu kadar isteksiz bilmiyorum ama düzelmesi şart. Devre arasıda yakınken kendisinde bir patlama görebiliriz..

Deplasmanda alınan galibiyetler her zaman güzeldir. Özellikle üst sıralarda ki rakiplerin bu hafta puan kaybetmesinden sonra daha bir değerli oldu bu 3 puan. Geçtiğimiz haftaiçi Gaziantep Belediye karşısında alınan malubiyetten sonra Schuster'e verip veriştiren basınında sesini kısmaya yetecektir bu galibiyet..


12 Kasım 2010 Cuma

Spor Toto Süper Lig 12. Hafta Tahminleri


Konyaspor - Kayserispor: 2
Bucaspor - Ankaragücü: 0
Bursaspor - Trabzonspor: 2-3 gol
Eskişehirspor - Antalyaspor: ilk yarı X
Gaziantepspor - Fenerbahçe: 2
Kasımpaşa - Sivasspor: 1
Gençlerbirliği - Beşiktaş: üst
Büyükşehir Bld.Spor - Karabükspor: üst
Galatasaray - Manisaspor: 1

10 Kasım 2010 Çarşamba

‎1881 - 193∞

‎"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir." M.Kemal Atatürk

7 Kasım 2010 Pazar

Bol Şanslar #5


Bol gollü bir pazar dileği ile..

Bol şanslar..

5 Kasım 2010 Cuma

Git.. Git.. Git...


21 Eylül 2010 tarihinde Fenerbahçe maçından sonra "Yeter Hakan Arıkan" diye bir yazı yazmıştım bugün ise tarih 5 Kasım 2010.. Bu iki tarih arasında oynadığımız 9 maç var. 5'inde görev alan kaleci Hakan Arıkan. Oynadığı 5 maçtada yaptığı çok bariz hatalar nedeniyle kalemizde gol gördük. Ben uzun uzadıya bir yazı yazmak istemiyorum ancak ortaya çıktı ki Hakan Arıkan iyi bir kaleci değil, körle yatan şası kalkan misali Rüştü'nün yaptığı hataların aynısını yapmakla kalmıyor üstüne çok daha kötülerinide yapıyor.. Bir önce ki yazımı bitirdiğim cümlerle bitiriyorum bu yazımıda... "Hakan Arıkan'ın bu takım artık işi yok bu yaptığı kaçıncı hata, kaleyi artık güvenli ellere teslim etme, Hakan Arıkan'ında bavulunu toplayıp Anadolu'ya gitme vakti geldi.."

Hayat Kadar Güzel işte Beşiktaş.

Dövme yaptırma fikri uzun zamandır aklımdaydı, ilk dövmemde Beşiktaş ile alakalı birşey olmalı diye düşündüm...

Spor Toto Süper Lig 11. Hafta Tahminleri

Kayseri-G.Birliği: 1
Karabük-Buca: 1
Antalya-Bursa: 2
A.Gücü-Antep: 0
F.Bahçe-Eskişehir: üst
Sivas-İstanbul BŞB.: 2
Manisa-Konya: 1
Trabzon-G.Saray: üst
Beşiktaş-Kasımpaşa: üst

Bol şanslar...

Porto vs. Beşiktaş / İlker Yasin vs. Seyirci


21 Ekimde İnönü'de 9 kişi kalmarına rağmen 3-1 yenildiğimiz Porto karşısında bu akşam çok daha iyi çok daha istekli bir oyun ortaya koyduk ancak olmayınca olmuyor olarak yorumlayabileceğimiz pozisyonları kaçırmamız ve her maç hata yapan ancak bir şekilde şansına tekrar forma giyebilen Hakan Arıkan'ın hatası sebebiyle golü yedik. Geriye düşmemize rağmen oyundan kopmamız ve Nihat'ın yaradana sığınarak vurduğu şut sayesinde 1-1'lik beraberlik ile ayrıldık sahadan.

Aslında maça iyi başlayan taraf Beşiktaş'tı. Henüz üçüncü dakikada Bobo pozisyona girmiş ancak atamamıştı. Ayağa isabetli paslar, sağdan soldan bindirmeler ve oyuncuların çok kötü bir ay geçirmiş olmarına rağmen özgüvenlerinin yerinde maça başlamış olmaları oyunun ilk 20-25 dakikalık bölümüne iyi yansıdı. Ancak her maçta rakibe bir şekilde gol hediye eden Hakan Arıkan bu maçtada boş geçmedi ve dışarıya çıkan topa aptalca bir hamle yaparak, dengesini kaybetmiş Falcao'yu yere indirerek Porto'ya penaltı hediye etti. Tabii ki pozisyon bilgisi olmayan, yan top alamayan kaleciden penaltı kurtarmasını beklemek olmazdı. Golden sonra oyundan düşmüş olsakta ilk yarının bitmesi takıma biraz nefes, ikinci yarıda Holosko'nun oyuna girmesi biraz daha can katacaktı..

İkinci yarıya başlarken topun biraz daha bizde kalması, ilk yarıda yaptığımız yüzdeli ve isabetli paslarla Porto'yu açabileceğimizi düşünüyordum ki ikinci yarıya Porto daha iyi başlayan tarafta olmuştu ancak İbrahim Üzülmez-C. Rodriguez arasında ki tartışmanın sonucunda çıkan kırmızı kart Beşiktaş'a moral taraftara umut aşılıyordu. Zaten arkasından Holosko'nun direkten dönen topu maçın seyirinin değiştiğine işaret ediyordu ki golde çok gecikmedi. 61'inci dakikada Nihat'ın yaradana sığınarak vurduğu top ağlarla buluşuyor ve oyuna denge geliyordu. Golden 4-5 dakika sonra İbrahim Toraman'ın oyundan atılması Beşiktaş'ın biraz paniklemesine neden olsada mücadeleyi bırakmayarak, 10 kişi olmasına hatta deplasmanda oynamasına rağmen etkili atakalarla gelmemiz ancak son vuruşu yapamamız, Bobo'nun kariyerinin en güzel golüne direğin izin vermemesi ilerisi için iyi sinyaller verdi. Ersan'ın çizgiden çıkarttığı top ise maçın en güzel hareketlerinden bir tanesiydi. Umarım Ersan'ı uzun yıllar Beşiktaş forması ile izleriz..

Gecenin en kötüsü hiç kuşku yok ki İlker Yasin idi. Bu kadar sıkıcı ve isteksiz maç anlatılmaz ki arkadaş. Sen spikersin adam gibi anlat maçı. Üstelik Ertem Şener, Sabri Ugan gibi isimler varken neden İlker Yasin anlatır Beşiktaş maçını? Geçen sene deplasmanda oynadığımız CSKA Moskova maçından sonra StarTV'yi arayıp "bir daha Beşiktaş maçı anlatmasın" diye şikayette bulunmuştum ancak kanal yönetimi Sabri Ugan'ı PSG-Dortmund maçı için uygun görmüş. Ulan bugün oynayan Beşiktaş değilde Fenerbahçe olsaydıda bu kadar çok konuşabilecek miydin teknik direktör hakkında? Ya da dalga geçer gibi yorum yapabilecek miydin İlker Yasin? Hiç sanmıyorum... Umarım senide bir daha maç anlatırken görmeyiz...