15 Kasım 2010 Pazartesi

Güzel 25 dakika.. Sıkıcı 65 dakika...


Maçı izlemeyen biri "maç nasıldı?" diye sorsa, büyük ihtimalle ilk 25 dakika çok iyi oynadığımızdan ancak sonuc alamayıncada oyundan düştüğümüzde ilk yarının uzatma dakikalarında gelen penaltıdan sonra ikinci yarı "aman sakata gelmeyelim" düşüncesi ile kapandığımızı anlatılır.

Aslında maçın özetine başka ekleyebilecek gerçekten yok. İlk 25 dakika ki oyun üstünlüğümüzü skora ceviremeyince ilk yarının sonuna kadar her geçen dakika oyundan biraz daha düşen bir Beşiktaş vardı. 45+'da çalınan penaltı (bence ağır bir karar) ile öne geçtiğimizde biraz daha toparlanıp düzeleceğimizi düşünmüştüm. İkinci yarı ise benim beklentimin dışında daha kontrollu daha skoru korumaya yönelik başladı. Top ne kadar çok Gençlerbirliği'nin ayağında gözüksede 45 dakika boyunca pozisyon vermemiz aslında takım halinde savunma yaptığımız zaman kolay kolay pozisyon vermeyeceğimizi gösterdi. İkinci yarıda ki futbol birşeyi daha gösterdi, Beşiktaş kontra atak takımı değil. Savunmadan çıkarılan topların çoğu ileride pozisyona dönmeden rakibe geçti. Hızlı şekilde ileriye çıkacak ve hucumu zenginleştirebilecek oyuncu sayımız iki ya da üç.. Son dakikada Hilbert'in attığı gol var gücüyle hucuma çıkmış takıma karşı atılan bir goldu.

Her zaman olduğu gibi dün kü maçtada takımın beyfendisi Holosko hiçbirşey yapmadı. Mücadele yok, takıma katkısı yok, hırs yok, yetenek yok, hiçbirşey yok... Holosko neden bu kadar isteksiz bilmiyorum ama düzelmesi şart. Devre arasıda yakınken kendisinde bir patlama görebiliriz..

Deplasmanda alınan galibiyetler her zaman güzeldir. Özellikle üst sıralarda ki rakiplerin bu hafta puan kaybetmesinden sonra daha bir değerli oldu bu 3 puan. Geçtiğimiz haftaiçi Gaziantep Belediye karşısında alınan malubiyetten sonra Schuster'e verip veriştiren basınında sesini kısmaya yetecektir bu galibiyet..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder