23 Eylül 2011 Cuma

Uzun bir aradan son maç yazısı

En son IBB ile oynadığımız kupa finalinden sonra maç yazısı yazmıştım -o maçtan sonra bloga çok fazla yazıda yazmadım, çaktırmayalım- aslında Tayfur'un zorunlu gidişi arkasından gelen Carvalhal'in Beşiktaş'ı geçen sezon Schuster sonrası Tayfur döneminde top oynayan Beşiktaş'tan farklı değildi. Bir önce ki yazıyı aynen kopyalıp sadece rakip takımların isimlerini değiştirmek yeterdi, maç yazısı yazmak için.

Tayfur yönetiminde oynadığımız futbolu beğenmeyen biri olarak Carvalhal'in oynattığı futbolada çok sıcak bakmıyorum ancak bugün Carvalhal "Beşiktaş bundan daha kötü olamaz" diyen herkesi "çok daha kötü bir Beşiktaş" kurarak şaşırtmayı başardı. Ekrem - Egemen bekler, Ismail sol açık, Simao forvet arkası, Edu ileride, 4-2-3-1 diziliminde çıktı sahaya. Ağustos'un ilk haftalarında olsak, hazırlık maçı yapamadı, oyuncuları tanıyor diye kendimizi avutabilirdik ancak takımın başında çıktığı altıncı maç ve Bursaspor deplasmanında bu kadar fanteziye ne gerek vardı? Henüz anlamış değilim.

Bursaspor'un ataklarını kesmek belki de faulle durdurmak adına yapılmış bir hamleyse bu sorunu savunmayı riske etmeden, tehlikeli olabilecek adama yakın markaj yapılmasını isteyerek önleyebilirsin. Mustafa Denizli yönetiminde ki 3-0 kazandığımız maçta Fink'i Alex'e vermesi gibi.. Zaten maçın başında yediğimiz golde Egemen ve Ismail'in kanadından geldi yani Carvalhal'ın kendince aldığı önlem işe yaramadı. Ayrıca dünyanın hiçbir yerinde sağ bek için Hilbert varken Ekrem tercih edilmez. Hatta inanımıyorum ki Ekrem'in babası teknik direktör olsa o bile Hilbert'i tercih eder.

Bursaspor deplasmanına daha önce Kartalspor maçında denediği taktik ile çıkan Carvalhal'ın yanlış tercihlerinden biride orta saha. Fernandes'in son haftalarda yaptıklarından sonra zaten ilk 11'de olacağı kesindi. Ancak Simao'yu forvet arkası oynayacaksan Fernandes'e ne gerek var yada soruyu şöyle sormak lazım; eğer ara pasları Fernandes atacak, hucumları Fernandes başlatacaksa Simao'ya ne gerek var? Simao yerine Ernst yada Necip tercihi ile orta saha biraz güçlü tutulup, Fernandes'in ileride oynaması daha mantıklı olurdu. Böylece ileride yapılmayan pres, orta sahada başlar ve rakibi top kaybına zorlanabilirdi.

Gel gelelim Beşiktaş hucumlarına. Şahan'ın Güvenspor'unu biliyoruz. O takımda her top Fink'e atılıyordu, Beşiktaş'ta da durum farklı değil. Hucuma çıkılacağı zaman top en az bir kere Quaresma'nın ayağına gelecek, o nasıl isterse öyle gerçekleşecek hucum. İsterse çalıma girecek, isterse pas verecek ne de olsa takımın dinamosu. Edu olayına hiç girmeyeceğim, Ailton ve Nobre'nin ortaya karışık hali gibi.. Schuster'in Beşiktaş'ın Guti'nin dışında beklerinde bindirmelerinden ötürü, hucumlar alternatifli olarak yapılabiliyordu ancak Tayfur ve Carvalhal Quaresma'ya çok güvendiği için hucumlar tekelden ve alternatifsiz olarak yapılıyor. Buda Beşiktaş'ın gol umudunu Quaresma'ya veya duran toplara bağlıyor ki goller genelde duran toplardan geliyor.

Tekrar Bursaspor maçına dönecek olursak.. Maçı tek cümleyle özetlemek gerekirse; futbolun adaleti yoktur. Twitter'da Quaresma'ya giydirmiştim, o konuya ya bu yazıda ya da başka bir yazıda geleceğiz. Şimdi sadece sahada oynanılan oyunu yazalım.

Bursaspor beklediğimden daha hırslı ve tempolu başladı maça ve sonucunu maçın başında Egemen-Ismail'den kurulu sol kanattan gerçekleştirdikleri hucumla aldılar. Altı pasın önünden Sidnei ve Sivok seken topa hamle bile yapmamışken Bursaspor'dan iki kişi yükselip vurdu kafayı.

Beşiktaş'ın hucumlarını şekillendirilmesi gereken oyuncular, kendilerine sadece top geldiğinde hareketlenip, bişiler yapmaya çalışıyorlar, top rakipteyken savunmaya yardım etmek yada ileride rakibi bunaltmak gibi şeylerle çok alakaları yok, Fernandes ve Aurelio ellerinden geldiğince orta sahada pres yapmaya çalıştılar ancak oda çok işe yaramadı. Yirmidördüncü dakikada Bangura'nın oyundan atılması, ikinci yarının başına kadar Beşiktaş'ın lehine olmadı.

İkinci yarıda Sağlam, "oyun benim kontrolumde olsun, kontradan ikiyi bulursam ne mutlu bana" diye düşünmüş olacak ki Battalla'yı oyundan çıkardı. Değişiklik sonrası Sağlam'ın planları pek işe yaramadı çünkü Bursaspor ayağında top tutamamaya ve oyunu kendi sahasında kabul etmeye başladı. Tüm bunlara rağmen Beşiktaş'ın kaçırdığı çok net bir pozisyon yok, ataklarda Quaresma'nın topları ezmesi, Simao'nun sürekli ikili mücadelelerde topu kaybetmesi, Beşiktaş'ın bir türlü pozisyona sokamadı. Zaten dakikalar atmışı gösterdiğin Carvalhal'den sahada ki çırpınan takımı, öldürücü hamle gelip Fernandes-Veli değişikliği geldi. Top ezen Quaresma, ayakta kalamayan Simao varken takımı pozisyona sokabilecek tek adamda çıkmış oldu oyundan. Maçın yetmişsekizinci dakikasında Quaresma, hareket yapayım derken kayarak düştü, topu almaya gelen Bursasporlu oyuncuyada makas ile hamle yapınca ikinci sarıdan oyundan ama kızmayın, oyundan çıkarken tribünlere karşı Beşiktaş armasını öptü!

O dakikadan sonra maçtan kopmaya başlayan Bursasporlu oyunculara cezayı dakika seksenyedide Sivok, Ismail'in orta sahadan kullandığı serbest vuruşa, güzel kafa vurarak kesti. Hemen iki dakika sonrasında az adamla yakalanan Bursaspor savunmasının arkasında koşu yapan Holosko'yu Ismail çok güzel gördü ve adrese teslim bir ortayla Beşiktaş'ı öne geçirdi... Bursaspor'un şampiyon olduğu sezon 2-1'den 2-3'ye gelip, o yağmurlu günde bizleri tribünde "hasssiktir" diye kitleyen Bursaspor'dan böylece rovanş alındı ancak hiç umut vaadetmeyen bir oyunla..

Böylesine bir galibiyet o gün o tribünde olan herkese armağan olsun... 

19 Ağustos 2011 Cuma

Neredesin Beşiktaşlı?


Tribünleri boş bırakan yönetim mi yoksa taraftar mı? İşte bu soruya cevap nitelediğinde bişiler karalamak zorunda hissettim kendimi…

Öncelikle 2009-2010 sezonu başına dönelim. Hatırlarsanız 2007 seçimlerinde tek başına aday olduktan sonra 3 sene daha koltuğu alan Demirören'in o koltuktan indirilme şansı vardı. 2007'de sus pus duran muhalefet bu sefer Demirören'in karşısına bir aday çıkartmıştı. Ancak o 3 sene içerisinde yaşananları taraftartar unutmamış ve sezona büyük bir tepki ile başlamıştı. Protestolar, tribünde kavgalar derken Demirören tekrar başkan seçildi. Arkasından tribünde ki muhaliflerin sesi kesildi..

2010 yazı Beşiktaş için çok hareketli geçti. daha Önce Mustafa Denizli yerine Schuster geldi arkasından sezon sonuna taraftarın çok istediği "Quaresma" transfer edilmesi yetmedi arkasından "Guti" alındı. Demirören taraftarın istediği oyuncuları almışkken bir güzellik yaparak "2009-2010 sezonunda ki kombine fiyatlarına "zam" yapmadı. Tabii öyle oluncada 15 bin adet kombine bilet satıldı. Sezon ortasında Simao ve Almedia'nın da alınmasından sonra taraftarın iyice gözü boyandı.

Geçen sezon gözünü boyadığı taraftarlara yönetim, bu yaz çok büyük bir darbe vurarak kombinelere " %10 ile %27" arasında zam yaptı. Bunun sonucunda 3150 adet kombine satıldı. Taraftar bilet fiyatlarına isyan ediyor ancak şunu unutuyor, bu zaman geçen sene yapılmayan zamda içine katılarak yapıldı.

Geçen yaz "büyük başkan" ve "başkan bize XxX'i alsana" diye bağıranlar bu sezon kombineler çok pahalı diye bağırıyor. Peki güzel kardeşim Almedia, Guti, Quaresma gibi yıldızlar peynir ekmek karşılığında mı oynuyor? Takımında Necip yerine Fernandes, Mustafa Akyüz yerine Almedia izlemek istiyorsun arkasından bilet fiyatlarına laf ediyorsun. Ne yazık ki bu iş böyle yürümüyor. Beşiktaş kendisini sözde “dünya kulubu” yapan futbolculara yıllık 11.95 milyon € ödüyor. Buda sportif olarak tek başarısı kupa şampiyonluğu olan, tek geliri sponspor ve bilet satışı olan takım için çok fazla maliyet demek. Hani sen “yıldız” oyuncu isterken, işin bu yüzünü hiç düşünmüyorsun.

Hala “Halkın Takımıyız” edebiyatı yapanları görüyorum ancak Beşiktaş “halkın takımı” olmayı “fenerden cimbomdan topçu almayın taraftarı çıldırtmayın, bu taraftar hep arkanızda, gelsin artık Quaresma” bestesiyle bıraktı. Halkın takımında Quaresma, Guti gibi oyuncular oynamaz. Haa sen hem halkın takımı olmak istiyorsun hem de yıldız istiyorsan yaşadığın çelişkiği görmen için yazıyorum bu yazıyı.

Çok uzun zaman sonra Demirören ve yönetimine koz verdin, Beşiktaşlı. Bugün Alania maçından sonra çıkıp açıklama yapan Asbaşkan kendince çok haklı bir açıklama ki yaptı, neyini eleştirebilirsin? Localar satılmış ancak kombineler duruyormuş... Yarın Demirören’de çıkıp “taraftarın her istediğini yaptık ancak onlar takımı yalnız bıraktı” dese, diyecek sözün var mı Beşiktaşlı?

Sen istediğin için yaratıldı bu takım o zaman söyle neden tribünde değilsin?

14 Temmuz 2011 Perşembe

Utanın!

Anfield Road'da 8-0 yenilmiş, üzülmüş hatta kahrolmuştuk ancak hepimiz ertesi gün işe giderken boynumuza Beşiktaş atkımızı takarak, dillerimizde bestelerimizle okula, işe gitmiştik. Futbolda olabilecek her skorun farkındaydık ve ne yazık ki o skor bize denk gelmişti ancak gururluyduk çünkü skorların, şampiyonlukların peşinden giden taraftar değildik, karşılıksız sevmenin ne demek olduğunu dünyaya gösteren kişilerdik.

Ancak bugün yaşananlardan dolayı duyduğum utançı tarif edemiyorum. Susmak gelmiyor içimden, bağırmak istiyorum ancak hiç bişi yapamıyorum, olmuyor. Şuan bu durumda olan milyonlarca Beşiktaşlı var, biliyorum. Bize bu utancı bu acıyı çektirmeye kimsenin hakkı yoktu, olmamalıydıda.

Bu utancı yaşatan herkese yazıklar olsun!!!

12 Mayıs 2011 Perşembe

Beşiktaş:2 IBB:2 (4-3 PEN)


Schuster gittikten sonra takımın tek hedefi Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanmaktı. Tayfur'un göreve geldiğinden beri tek düşüncesi de bu bağlamda olmuş ve ligden koptuğumuz son 8 haftayı, acaba görevde kalır mıyım, düşüncesi ile gençlere ver vermeden oynadığını biliyoruz. Dün o hedefi bir şekilde, çoğunlukla futbol şansı, başarıyla yerine getirdi hoca.

Maçın ilk 11'i kimse için sürpriz olmadı. Toraman'ın yokluğunda Furkan ya da Atınç'ın oynamayacağı çok açıktı. Tayfur o bölgeye Aurelio'yu uygun görmüştü. Kalede geldiğinden beri oynattığı Rüştü vardı. Orta saha ve hucumda ki tercihleri ise her zaman ki gibiydi.

Kadroyu gördüğümde Beşiktaş'ın baskılı başlama ihtimali çok azdı çünkü Tayfur'un geldiği günden beri oynattığı çakılı savunmayı bu maçta bırakacağını düşünmüyordum. İleriye tek-tük çıkan bekler, hucuma destek vermeyen ön liberö ve orta saha ile Beşiktaş'ın hucumlarını yine her zaman ki bireysel yetenekler götürecek, gol ya bu yıldızlar yada duran topla gelecekti.

Maçın ilk yarısı iki takımında karşılıklu mücadelerler dengede geçerken, Beşiktaş'ın gol umudu olan bireysel yetenekler, Fernandes-Quaresma ikilisi Beşiktaş'ı öne geçirmeyi başardı. Maçtan önce ilk 11 belli olunca Twitter'a "Dakika 65'e kadar gol atamazsak, takımın yorulup oyundan düşme ihtimali çok yüksek, gol şart." yazmıştım ancak Beşiktaş'ın yaşlı kadrosu 65 dakika bile dayanamadı ve ikinci yarıyla birlikte oyundan düşmeler başladı.

Özellikle son haftalarda oynamayan Guti, kafasında biten kontratı ile oynayan Bobo, takım oynadığı zaman oynayan Simao'nun oyundan düşmesi orta sahanın IBB'nin eline geçmesine neden oldu. Önce Fenerbahçe maçında stoper oynamayadığını gösteren Aurelio'nun yaptığı penaltı ile eşitliği yakalayan IBB arkasından Gökhan Ünal'ın 5 kişi arasından çıkarak, Rüştü'nün üzerine vurduğu top ile 2-1 öne geçti.

Maç 2-1 giderken, Beşiktaş'ın ikinci gol umudu olan "duran top" ortaya çıktı. İlk golün asistini yapan Fernandes yine ortaya çıktı ve orta sahadan yaptığı ortadan Beşiktaş eşitliği yakaladı. Maça eşitlik geldikten sonra IBB kalecisi Hasagic maçı tek başına penaltılara taşıyan kişi oldu. Beşiktaş ise penaltılarda maçı 4-3 kazandı.

Penaltılarda iki takım arasında ki bireysel yetenekler ortaya çıktı. Beşiktaş'ın penaltılarını Almedia, Fernandes, Aurelio, Hilbert ve Simao atarken IBB'nin penaltılarını Cihan, Ekrem, Gökhan Ünal, Holmen ve Göhhan attı. Kağıt üstünde penaltılara giden maçı IBB'nin kazanma olasılığı çok düşüktü ki öylede oldu. Cihan ve Gökhan penaltıyı üst direğe nişanlayınca kupayı kazanan taraf BEŞİKTAŞ oldu.

Beşiktaş'ın öne geçmesi ya da mağlup olması farketmedi, maç boyunca kenar yönetiminden herhangi bir müdahale yapıl(a)madı. Sahada olmayan Guti ve sarı kart ile oynarak ne yapacağı belli olmayan Ekrem'i çıkartmayan Tayfur Havutçu gençlere güveninin olmadığını herkese gösterdi. FM'de oyuncu değişikliği yapmayı bilmeyen cocuk gibi öylece izledi maçı. 120 dakika oynanan maçta sadece 2 oyuncu değişikliği yapmış olması, maç kaybedilse, skandal olarak nitelendirilebilirdi.

Son paragrafı Bozbaykuşlar ve Abdullah Avcı'ya ayırmak gerektiğini düşünüyorum. 6 sezondur taraftarı ve imkanı olmayan bir takımı Süper Lig'de tutmayı başaran Abdullah Avcı her türlü övgüyü fazlasıyla hakediyor. Avcı'ya yapılan "taraftar ve basın" baskısı yok ondan bu kadar başarılı eleştirileri, bu ligden çok iyi taraftar desteğine rağmen düşen takımları hatırladıkça, saçmadan öteye gitmiyor. Taraftarsız takım dedik ancak "şehrin yalnız takımının arkasında" olacağız parolası ile kurulan ve resmi olarak IBB taraftarı grubu olan Bozbaykuşlar bu kadar renksiz bir lige fazlasıyla renk kattı. Umarım gelecek senelerde katmaya devam edecek..

8 Mayıs 2011 Pazar

Bu nasıl nefret?


Bursaspor deplasmanında olay çıkacağı hep biliniyordu ancak olayların bu denli büyük boyutlara çıkacağı hiç tahmin edilemedi. Beşiktaş taraftarının Bursa'ya dahi girememesi, Beşiktaş futbol takımının otelden hiç stada gidemeyişi, Beşiktaş malzemecilerin stadda mahsur kalması, yaralanan taraftarlar, polise palayla saldıran taraftar... Dün Bursa'da olabilecek her şeyin en kötüsü oldu.

Olayların bu noktaya gelmesinde, ilk yarıda yaşanan görmezden gelerek, üstüne vazife olmadan "ben bu gerginliği bitiririm" havasına bürünerek Beşiktaş taraftarına izin veren Bursa Valisi ve Beşiktaş'a ilk maçtan sonra adam gibi ceza vermeyen TFF'nin payı büyük.

TFF'nin vereceği karar çok önemli. "Beşiktaş'a veremedik Bursa'ya da vermeyelim mi" yoksa "bu işlere artık bir nokta koyma vakti geldi verilecebilecek en ağır cezayı verelim mi" diyecekler göreceğiz. Eğer bu olayları es geçerlerse gelecek sezonlarda da bunları yaşamaya devam ederiz ancak Bursaspor'a gelecek kallavi bir ceza, holiganlığın kulube nasıl zarar verdiğini açıkca herkese gösterir.

Geçen sezon Diyarbakırspor'a "PKK dışarı" diye bağıran taraftarlar bir kez daha ligin içine etmeyi başardı. Bir diğer yandan Bursaspor başkanı İbrahim Yazıcı'nın dün yaptığı açıklamaları Bursaspor başkanı olarak değil Texas amigosu olarak vermesidir. Utanmasa "biz bir şey yapmadık ki Beşiktaş yaptı" diyecekti. İbrahin Yazıcı sözde geçen sene şampiyon olmuş takımın başkanı ancak görünen o ki hala futbola tarafsız bakamıyor hatta en fanatik Bursaspor taraftarı gibi yorumluyor olayları.

"imam osurursa cemaat s.çar." diye boşuna dememişler. Dün çıkıp Bursaspor başkanı yaşananlardan dolayı özür dilemezken, taraftarlarının çıkıp özür dilemesini beklemek yada bu gerginliğe Bursaspor cephesinden çıkacak birinin bitirme olasılığı yok. TFF'nin vereceği kallavi bir ceza belki Beşiktaş-Bursaspor gerginliğini bitiremeyecek ancak Türk Futbolu'na bundan sonra hiç kimsenin bu denli zarar veremeyeceğini gösterecektir.

3 Mayıs 2011 Salı

Egemen Korkmaz Hakkında

Egemen Korkmaz yeteneklerinin kısıtlı olmasını sahada ortaya koyduğu mücadele yok etmeye çalışan isimlerden biri. Mücadelenin dozunu ayarlamayan "kasap" stoperlerin başında geliyor. Tabii bu kasaplığından bu sezon Guti'de payını aldı ve sadece bu hareket yüzünden Egemen'e cephe almış taraftarların varlığı gerçekten şaşırtıcı. Egemen yerine Beşiktaş Materazzi ya da Pepe'yi almış olsa taraftarlar şuan forum sitelerinde yaptıkları faulleri paylaşıp "Galatasaray ve Fenerbahçe'ye de bunları yapacak eheh" tarzında yorumlar yapıp, kasaplıklarını görmezlikten gelecekti. Bazı isimlere kin beslemek yerine takıma ne fayda sağlayacaklarını düşünmek lazım.

Transfer döneminde çok büyük ihtimalle Beşiktaş yabancı bir stoper alacak. Ersan'ında bonservisinin alıncağını düşünürsek. Gelecek stoper ve Ersan ikilisinden oluşacak defans için Egemen ve Toraman yedekte bekleyecek. Beşiktaş için uzun süredir olmayan defans/stoper ratosyonu sağlanmış olacaktır.

Beşiktaş'a hayırlı olsun..

26 Nisan 2011 Salı

Konyaspor 1 - Beşiktaş 1

Maç hakkında uzun uzadıya yazı yazmak neredeyse imkansız çünkü Beşiktaş'ın oynadığı futbol önceki haftalardan hiç farklı değil. Duran topların gol umudu olduğu, tek tük pozisyona girebilen, Hilbert'in yedek kaldığı, gençlerin oynamadığı bir Beşiktaş. Bunu yaratan da (Beşiktaş'ın cocuğu) Tayfur Havutçu..

Bu sezon ne zaman bitecek?!

16 Nisan 2011 Cumartesi

Ne hakla İsmail? (2-2)




"Schuster maç maç düşünmüyor benim için büyük hoca değil." bu söz Sergen Yalçın'a ait. Kendince sistem hocalığını eleştiriyordu aslında normal bir şey söyledi nasıl olsa Sergen'in ve bir çoğumuzun mantığı "Barcelona'yı bende şampiyon yaparım." olduğundan eminim Sergen'e hak veren bile olmuştur. Dün oynanan maçta Tayfur Havutçu'nun bu huyunu gördük. Sivas ve Kasımpaşa deplasmanlarında hucuma çok az destek veren bir savunma varken dün ki maçta hemen hemen her atakta hucuma çıkan bekler gördük ki aslında Beşiktaş'ın oynaması gereken futbol, hatırlayın Schuster dönemi, bu olmalı.

Maç sabahı yazdığım yazıda "Tayfur Hoca'nın geleceği belirsiz olmasına rağmen neden takıma kalıcı olacak gençler kazandırmıyor" diye yazmıştım. Dün maça çıkarttığı 11'de gördüm ki hocanın kafasında genç kazandırmak gibi bir olay aslında hiç olmamış. Necip'i oynatıyor olması gençlere önem verdiğini göstermez. Henüz ilk sezonunda harikalar yaratan Cenk yerine Rüştü ile başlamasına benim diyebileceğim tekşey "koltuk sevdası"dır. Tayfur Hoca Cenk'e bile güvenip 11'de başlatmazken diğer gençlere şans verecek diye beklemek hayalcilikten öteye gitmez.

Gençlerbirliği karşısında 2-0 öne geçtikten sonra maçın gidişatı hiç 2-2'ye gelecek gibi değildi hatta Beşiktaş 3'ü 4'ü bulacak diye düşünüyordu herkes. Ancak duran toptan ve kontra ataktan geldi Gençlerbirliği'nin golleri. Kaybedilen puandan daha çok yediğimiz ikinci gol sonra İsmail'e tepki gösterilmesine üzüldüm. "Ligden koptuk neden gençler oynamıyor" diye sorguladığımız bir dönemde yenen golün faturasını genç futbolcuya kesen bir taraftara sahip olmamız aslında bütün kafamızda ki sorulara yanıt oldu. Tribündekilerde haklıydı, 2-0'dan sonra Galatasaray ile dalga geçmiş arkasından LigTV'ye sataşırken, yaptığı hata İsmail nasıl olurda herkesin keyfini kaçırabilirdi? Öyle bir hakkı yok İsmail'in. Her maç ve her hatadan sonra oyununa geliştirecek olması bizim umurumuzda değil! "Kümede kal Galatasaray" diye bağıramadıktan sonra yemişim tecrübeyi, genci..

Tayfur Hoca'nın maçtan sonra İsmail için yaptığı açıklamala: "İsmail genç bir oyuncu. Bu hataları yapmaması gerekiyor, öğrenecek. Önümüzdeki senelerde daha verimli olacağına inanıyorum. Milli takımda da oynuyor" bu sözlere diyecek söz bulamıyorum.

Bunun hesabı İsmail'den sorulmalı!

15 Nisan 2011 Cuma

Amorphis - You I Need

1 Haziran 2011'de çıkması beklenen Amorphis The Beginning Of Times albümünden ilk parça "You I need" Youtube'a düştü.

Söylesene Hoca Gençler Nerede?

Beşiktaş için lig bu sezon Schuster gittikten ve takımın başına Tayfur geldiğinde bitti. Bütün futbolcuların tek umursadığı şey ZTK'da kupa kaldırmak. Ayrıca Tayfur'un gelecek sezon takımın başında olup olmayacağı belli değil. Ortada sadece hiçbir sözüne güvenilmeyecek yönetimin "başarılı olursa kalır" açıklaması var. ZTK'da kupa kaldırılması halinde bile Tafur'un geleceği belirsiz.

Tayfur şuan Beşiktaş'a hiçbir şey katmıyor. Beşiktaş şuan ne Tayfur gidecekmiş gibi oynuyor ne de kalacakmış gibi. Takımda Schuster gittiğinden beri tek olumlu bir hareket yok hatta gerileme bile var diyebiliriz. Schuster döneminde en azından bol pozisyona giren, futbol oynamaya çabalayan bir takım görüntümüz vardı. Şimdilerse ise sabit savunma ve hucuma katılmayan orta sahaya sahibiz. Futbol şansı ve gününde olan kalecilere sahip olduğumuz için galibiyetler alabiliyoruz.

Tayfur gitse de kalsa da kendisinden daha çok Beşiktaş'ın geleceğini düşünmesi gerekir. Ligde kalan 6 hafta Beşiktaş'a genç futbolcu kazandırmak isteyen bir hoca için bulunmaz fırsat. Bu haftalarda alınacak malubiyetler ligde herhangi birşeyi etkilemeyecek ancak bu maçlarda forma bulacak genç oyuncular, ilerisi için Beşiktaş'a çok şey verecektir. Ne yazık ki Tayfur'un böyle bir derdi yok. Kasımpaşa maçına çıktığı 11'i geçtim yedeklerde dahi oyuna sokabileceği genç oyuncu yoktu -Atınç'ı bu listeye katmadım çünkü ilk 11'e koymayan hoca maç içerisinde stoperlerini sakatlanmadığı sürece değiştirmez- hatta Kasımpaşa maçında dakika 70'de aylardır sakat olan ve Beşiktaş'a hiçbir şey katmayacağını oynadığı maçlarda kanıtlayan Nihat oyuna girdi.

A2 takımında Nihat'tan daha hazır ve bu takımda daha çok şey verecek futbolcuların olduğunu biliyoruz. Ayrıca gelecek sezon Fernandes'in bonservisinin alınmayacağı konuşulurken o mevkiiye kazandırılacak, kazandırılmasa bile en azından tecrübe kazandırabilecek sporcularımız ne zaman forma şansı bulacak? Mesela Schuster Cenk'e Necip'e Ersan'a forma vermese bu isimlerin keşfedilmesi çok geç olacaktı. Takımın başında Mustafa Denizli kalsa bu isimlere hemen hemen şans vermeyecekti hatta Mustafa Denizli'nin geçen sezon bile takımın iddiasının kalmadığı haftalarda gençlere çok şans vermemişti.

Burada Tayfur Hoca sorulması gereken soru: gelecek sezon bu takımdan gönderilirsen, arkana baktığın zaman ne görmeyi istiyorsun, kazanılmış ve amaçı olmayan takımın kazandığı puanlar mı yoksa ileride isimlerini duyduğun zaman övünebileceğin futbolcular mı?

Torres'e Bonus


Torres'in hala Chelsea forması altında gol atamamış olması, geçtiğimiz haftalarda eleştirilere hatta taraftarlarca alay konusu olmuştu. Tempobet adlı bahis sitesininde dikkatini çekecek olmuş ki bu hafta Chelsea'nin West Bromwich (ligin en çok gol yiyen ikinci takımı) karşısında çıkacağı maçtaTorres'in gol atmasına, gerekli şartları yerine getirdikleri takdirde müşterilerine bonus vermeye hazırlanıyor.

10 Nisan 2011 Pazar

Diet Pepsi ve David Beckham

Lebron James'in oynadığı Powerade reklamından sonra bizde bir tane yapalım demişler.


8 Nisan 2011 Cuma

Bireysel Yeteneklerle 3-0

Sivok'un kırmızı kartından sonra Beşiktaş'ta ciddi bir defans problemi olacağı çok açıktı. Maça çıkan 11'de geri dörtlüye baktığımız zaman, Hilbert, Aurelio, İ.Toraman, İ.Köybaşı dörtlüsünün pozisyon hatta pozisyonlar vereceği maç başlamadan belliydi. Tayfur Hoca Ernst ve Necip'i bu dörtlünün önüne koyarak Antep'in ortadan gelecek ataklarına önlem almaya çalıştıysada bunu başaramadı.

İleri hat ise bildiğimiz Guti, Simao, Quaresma ve Almedia dörtlüsünden kuruluydu. Beşiktaş'ın etkili olması için Guti'nin ara paslarına çok ihtiyac duyuyordu ancak sezon başından beri Guti'nin ilk kez bu kadar isteksiz olduğu gördüm. Topa basmasını yada pres yapmamasını geçtim ne pas aldı ne pas verdi, oyundan çıkarken Tayfur Hoca'ya yaptığı tribide anlamış değilim. Top oynayacaksan ilah olsan yerin yedek kulubesidir Guti hazretleri.

Beşiktaş'ın durumu bu kadar kötüyken maçı kazanmak isteyen tek adam Rüştü'ydü. Öyle ki ilk yarıda Gaziantep'in çok rahat koparacağı maçı Rüştü tek başına tek berabere tutmayı başardı. Beceriksiz olan Antep forvetletine cezayı Simao güzel bir frikik gölüyle kesti. Arkasından Antep'te yaşanan panik ve Beşiktaş'a gelen güven ile gereken skoru, 3-0, almayı başardık.

Maç boyunca Beşiktaş'ın etkili hucumu hemen hemen yoktu diyebiliriz. Bunun nedeni Tayfur Hoca'nın savunma, Ersnt ve Necip'i en az şekilde hucuma çıkartmasıydı. Savunma ile hucum arasında topu taşıması gereken Guti'nin maç umurunda olmayınca tek umudumuz duran toplara kaldı. Özellikle ilk yarıda ki temposuz ve ruhsuz futbol Beşiktaş'tan daha çok Darülaceze futbol takımını andırıyordu. İkinci yarı golden sonra birazda olsa toparlanan Beşiktaş ilerisi için iyi sinyaller vermiyor.

Sivasspor ve Antep maçlarında gördük ki Beşiktaş'ın gol umudu sadece duran toplar yada bireysel yetenekler onun dışında takım olarak ortaya konulan bir oyun yok.

1 Nisan 2011 Cuma

Spor Toto Süper Lig 27. Hafta Tahminleri



Karabükspor - Gaziantespor: 2.5 gol üst
Sivasspor - Beşiktaş: 2
Ankaragücü - Eskişehirspor: X
Trabzonspor - Konyaspor: handikaplı kazanır 1
Manisaspor - Gençlerbirliği: 1X
Kayserispor - Kasımpaşa: 1
IBB - Bucaspor: 2.5 gol üst
Fenerbahçe - Bursaspor: X2
Antalyaspor - Galatasaray: X

21 Mart 2011 Pazartesi

Başka Gezegenin Takımı..

Bugün Beşiktaş Erkek Voleybol Takımı 2006/2007'de olduğu gibi Voleybol'da ikincli lige düştü. Kulup başkanı Demirören ve şakşakcılarından oluşan yönetim bugün yaşananları ne kadar önemsedi ya da önemsiyor? Bütün yatırımlarını futbola veren yönetim amatör branşları inanılmaz derecede boşlamış durumda. Her branşta başarılı olmak her takım için zordur ancak görünen o ki Demirören yönetiminde hiçbir branşta başarı gelmediği gibi Beşiktaş bazı branşlarda kümeye dahi düşüyor.

Beşiktaş Voleybol Takımının başına zaten ilk kez gelen bir olay değil daha önce 2006/2007 sezonunda da düşmüşlerdi kümeye o zaman akıllanmayan yönetim hala aynı mantıkla devam edip takımı tekrar küme düşürmeyi başardılar.

Taraftarın voleybol takımının yanında yer almadığına inanmıyorum. Dünyada nasıl bilmiyorum ancak Türkiye'de taraftarın futbol harici branşlarda takımın yanında yer alması için ya bugün olduğu gibi takımın gerçekten desteğe ihtiyacı olması ya da başarılı sonuç alan takıma her maç ekstra güç istemesidir.

Fenerbahçe'de bu örneği görebiliyoruz. Bayan basketbol ve voleybol takımlarına yönetimin sahip çıkması, yatırım yapmasından sonra taraftarda başarının gelmesi için takımın yanında yer almaya başladı. Beşiktaş'ta ise kaderine terkedilmiş durumda amatör branşlar. Yönetimden destek almadan yürüyebilen tek takımımız "hentbol". Amatör branşlar yönetimin umurunda değilken kimse taraftarda suç aramaya kalkmasın. Lafa geldiğinde hepimizden çok Beşiktaşlı olan ve bizlere vefasız diyen yönetim sezon başında, ortasında ve sonunda neredeydi? Ocak ayında kümeye düşmemeye oynayan takıma herhangi bir takviye yaptılar mı? Onlara gidip moral verdiler mi? Yoksa tek amaçları yıldız peşinde koşup, TFF'ye MHK'ye laf yetiştirmek miydi?

Geçmiş olsun Beşiktaş..

18 Mart 2011 Cuma

Super Toto Super Lig 26. Hafta Tahminleri


Galatasaray - Fenerbahçe: 1X
Kasımpaşa - Manisaspor: üst
Gaziantepsor - İBB: 1
Konyaspor - Antalyaspor: X
Beşiktaş - Kayserispor: üst
Eskişehirspor - Karabükspor: X
Bucaspor - Sivasspor: 1
Gençlerbirliği - Trabzonspor: 2
Bursaspor - Ankaragücü: 1

16 Mart 2011 Çarşamba

0.1 ile oynayan adam


FM 2011 11.3 versiyonunda AIK rakibi Jeunesse Esch karşısında Avrupa Ligi elemelerinde ikinci maçı 20-1 kazanıyor. Jeunesse Esch'de 0.1 ile oynayan adama dikkat :)

Haklısınız #2


Schuster'in gidişine şaşırmadım zaten Türkiye Kupası'nı alamazsa gönderilecekti. Beşiktaş ile kimyasının uyuşmadığını, takımı anlamadığını düşünenlere anlam veremiyorum. Schuster'den önce Beşiktaş'ın son üç yılına baktığımız zaman, Ertuğrul Sağlam ve Mustafa Denizli, hucum futbolundan eser olmadığını oyununu ağır ve defansif oynadığı gerçeği var. Kurdukları kadrolar ve alınan futbolcularda hep bu sistemin adamları olmuştur.

Normal olarak bu sene başında teknik direktör olarak alınan Schuster ise iki teknik adamdan zıt bir oyun anlayışı geliştirmiştir. Son 3 sezonda oyunu defansif oynayan bir takıma tam tersi bir sistem oturtmak zaman alacaktır. Ve bu zamanın 25-30 maç olmayacağı ortada..
"Beşiktaş'a transferler yapıldı nasıl başarı gelmez? O kadar yıldız aldık" düşüncesine hep yıldızlarla başarı gelmez diyerek cevap verdim ancak bunu anlamak için taraftarın yaşamaya ihtiyacı varmış. Yıldızlarla başarı gelmez bunu anladık peki yeni kurulan takımın başarılı olmak şansı nedir?

Hepimizin bildiği birşey vardır; yeni kurulan takımların oyuncuların birlikte oynamaya alışmaları gerekir ve bu yüzden hep sezon öncesi kampların önemlidir. Beşiktaş'ın ilk yarıda iyi oynarken ikinci yarıda durmasının sebebi takımın takımın yeniden kurulmuş olmasıdır. Schuster'in elinde ilk yarıda birbiriyle yıllardır oynayan oyuncular ve birkaç yeni transferle kurulmuş bir takım vardır buda Schuster'in kafasında ki sistemi iyi-kötü oynayabilen bir takım çıkartması için yeterliydi ancak ikinci yarı yapılan transferlerle olay tamamiyle tersine döndü. Birbirini tanımayan, yeni kurulan takım ve alışmadıkları sistemde oynamaya çalışan bir takım çıktı ortaya. Ne kadar eleştirsekte Holosko ve Tabata'nın takımdan gönderilmiş olması Schuster'in ilk yarıda ki kadroya dönememesini sağladı. O yüzden Nobre'yi forvet arkası ve kanat oynarken gördük. Almedia, Quaresma, Simao ve Fernandes Portekizli olmasından biz "haa tamam oynarlar" mantığını çıkarttık. Oysa bu adamlarda birbiriyle oynamayan adamlardı. Ayrıca takımın Schuster'in kafasında ki sistemi oynayabilecek kapasitede olmadığını yazmıştım.

Duruma böyle baktığımızda Schuster'in Beşiktaş'ta başarılı olma olasılığı ortadan kalkıyor. Yeni kurulan kadro, vasat oyuncular ve hiç oynamadıkları bir sistem ile başarı gelmesini beklemek sacma değil miydi? Son derece sacmaydı hatta bunlardan daha sacma olanı bu durumu görmezden gelip takımdan 17'de 17 yapmasını bekleyen zihniyetti.

Özür dileriz Schuster senden çok biliyoruz...

Yazık oldu..

2 Mart 2011 Çarşamba

23 Şubat 2011 Çarşamba

Kiev'i Kiev'de Yenmek


Dinamo Kiev ile ilgili ufak bir araştırma yaptım. 2000 yılından bu zaman kadar kendi evinde oynadıkları Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi (UEFA Kupası dahil) olmak üzere kendi evlerinde 50 maç yapmışlar. İçeride yaptıkları 50 maçtan sadece 12 maçtan mağlubiyet ile ayrılmışlar. UEFA Kupası'nda ise Kiev henüz kendi evinde maç kaybetmemiş. Evlerinde ki aldıkları farklı mağlubiyetler;

2006/2007 ŞL Kiev 1 - Steaua Bükreş 4
2006/2007 ŞL Kiev 0 - Lyon 3
2007/2008 ŞL Kiev 2 - ManU 4
2007/2008 ŞL Kiev 1 - Roma 4

2008'den beri Avrupa'da kendi evlerinde 4 gol birden yememiş bir takıma karşı Perşembe günü 4 gol atmak için çıkacağız. Futbolun ne kadar garip bir oyun olduğunu oynadığımız son iki maçta gördük. Beklenmedik kırmızı kart, duran toplar ve bireysel hatalardan yenilen gollerin her zaman olabileceğini ve maçın gidişatını tam tersi yönüne çevirebildiğine tanık olduk. Çok zor olan birşey başarmak için Perşembe günü sahaya çıkacağız.

Kiev'i kendi sahasında 4'leyip tur atlama gibi bir ümidim yok ancak Beşiktaş'ın bize uzun zamandır izletmediği mücadele borcu var. Tek isteğim Perşembe günü Kiev karşısına "4 tane atamayız, elendik" düşüncesiyle çıkılmaması..

Kaynak: www.soccerway.com

21 Şubat 2011 Pazartesi

Yiyiciler vs. Schuster

Anti-Schuster fanatiklerine gün doğdu. Futbolu skora göre yorumlayan, genele değil sadece güne bakarak konuşanların eline inanılmaz bir fırsat geçti. Galatasaray derbisine kadar alınacak her malubiyet ya da kaybedilecek her puana sevinecek kişileri göreceğiz. Gerçekleri bilmiyormuş gibi gizleyerek sadece prim yapmak için sallayacaklar Schuster'e. Yerine sürekli birilerini önericekler, sürekli birileri yazılacak çizilecek hatta o kadar ileri gidecekler ki Schuster yerine vizyonsuz Türk Hocalarını önericekler onlara karşı başı eğik, cevap veremeyen kişileri görmek isteyecekler takımın başında.

Canlı kanlı örnek gösterebilirim. Bugün Schuster'in Bobo ve Sivok'u kadroya almamasını "ŞOK" olarak veren Hürriyet, Schuster'in yerine Benitez gelecek diye yazmış. Benitez'i hiç bilmeyen biri bile "rotasyon" hocası olduğunu bilir. Eee madem Benitez gelecek o zaman Schuster niye gidiyor? Schuster rotasyon yapınca delilik, futbol bilmezlik oluyorken Benitez yapınca neden rotasyon hocası oluyor? Prim vermeye devam ettiğimiz sürece elimize geçecek tek şey problemli kadrolar ve başarısızlıklar olacaktır.

Schuster'in Beşiktaş'a kazandıracağı daha çok şey vardır ancak zamana ihtiyacı vardır. Sezon başında Cenk ve Ersan ile maça çıkan kadro şuan ki kadrodan çok daha iyi oynuyorsa bunun nedeni, kabul edin, takımın yetersizliğidir. Cenk'in yerine geçen Hakan, Ersan'ın yerine geçen Sivok ve Ferrari.. Bu üç oyuncuda yerlerine geçtikleri isimler kadar takıma bir fayda sağlayamadı. Aynı şekilde Hilbert'in olmadığı zamanlar oynayan Ekrem Dağ ve Erhan Güven verimsizdi. Orta sahanın ortasında Ernst, Aurelio, Guti ve Necip alternatifleri olabilir ancak hucum hattı alternatif hemen hemen yok. Son kurulan kadroya baktığımız zaman Quaresma ve Simao'nun alternatifleri yok. Ne Nobre ne Nihat açık oynayabilecek kapasiteye sahip değiller. İdeal 11 " Cenk, Hilbert, Ersan, Toraman, İsmail, Ernst, Necip, Guti, Simao, Quaresma, Almedia" dışında oluşturalan 11'ler ile zorlanmamızın sebebi budur. Schuster'in bu konuda yapabileceği şey ne olabilir ki? Yaşını başını almış olan Hakan Arıkan'a yan topa çıkmayı mı öğretsin ya da hayatı boyunca orta yapmamış Nobre'ye nasıl orta yapabileceğini mi anlatsın. Ne yapsın bu adam?

In Schuster We Trust

Beşiktaş 2 Fenerbahçe 4

Futbolun adaletinin olmadığını bu sefer acı şekilde Fenerbahçe karşısında tattık. Normalde 25. dakikada Fenerbahçe lehine kopması gereken maçta önce Ekrem ile eşitliği yakaladık, ikinci yarının başında ise öne geçtik. Sonrası ise futbolun gerçek ve karanlık yüzüydü. Almedia'nın karşı karşıya Volkan'ın üstüne abandığı top maçın gerçek kırılma anıydı. "-se, -sa" kipleriyle futbol konuşmayı sevmeyen biriyim onun için Almedia atsa ne olurdudan çok kaçırdığında ne olduğu ile ilgilenirim. Kaçan pozisyondan birkaç dakika sonra takım hucuma çıkarken Beşiktaş'a ihanet edercesine Lugano'ya dirsek atan Ferrari hem penaltı yaptı hem de kırmızı kart görerek Beşiktaş'ı 10 kişi bıraktı. Sonrası zaten ilk 20 dakikada olması gereken tabloydu.

Benim için maçın bu hale gelmesinin tek sorumlusu Ferrari'dir. "Ama Almedia atsa" lafını kabul etmiyorum dedim ya futbolu olasılıklar üstünden konuşmak yersizdir. Onu atamadı ancak elbet başka pozisyon bulacaktı. Ancak bir parantez açayım buraya Almedia kaçırdığı o pozisyon ile Bobo'dan daha iyi bir forvet olmadığını hatta kötü bir forvet olduğunu kanıtlamıştır. "Bobo > Almedia" benim için artık kesinleşmiştir. Kaçan o gol takıma uyumsuzluk, alışma problemleri ile alakalı olduğuna inanmıyorum. O pozisyon tamamen maça ne kadar konsantre olduğun ve yeteneğin ile alakalıdır. Gördük ki Almedia'nın Bobo'dan farkı yok hatta eksiği bile var. Hala zamanımız varken Bobo ile yapılacak yeni bir kontrat onu tekrar eski Bobo yapacaktır.

Schuster'i bu maç için çıkartığı kadro ile eleştirmek büyük yanlıştır. Dakika 50'de oyunu kontrolu alan Beşiktaş varken Ferrari'nin hareketini önceden tahmin etmesi beklenemezdi. Bir oyuncunun takımı satmasının faturasını Schuster'e ödetmek, haksızlıktır.

18 Şubat 2011 Cuma

Spor Toto Süper Lig 22. Hafta Tahminleri


Bol şanlar..

Bir çift sözüm var


Bugünün yaşanmasında Schuster'in zerre suçu olduğuna inanmıyorum. Suçlu arıyorsak geldikleri günden beri hiçbir şeyi doğru yapamayan yönetime bakmalıyız.

Schuster bizi şampiyon yapma, futbol oynamayı öğret.

Haklısınız..


Maç hakkında uzun uzadıya bir şeyler yazmak gerçekten boş. Mağlubiyetten sonra yattığım yataktan yeni kalkmış biri olarak yazıyorum bu yazıyı. Maçtan önce Twitter'da "Hakan Arikan'dan korktugum kadar Milevskiy'den korkmuyorum." yazmıştım ki sağolsun beni her zaman olduğu gibi bugünde yanıltmadı Hakan. Gollerde hatası var yada yok tartışırım ancak Hakan'ın kalede olduğu zamanlarda duran toplardan sürekli gol yememiz tesadüf olamaz. Sezon sonunda gönderilmesi gerekenlerin başında yer alması gerekiyor.

Az önce okuduğum kadarıyla tribünde "Schuster istifa" sesleri yükselmiş büyük ihtimalle forumlarda Schuster'in kellesini isteyen kişiler vardır. Bugün kü malubiyette Schuster'in sucu nedir? Ernst - Erhan değişikliği dışında ne gibi bir hatası vardı Schuster'in? Çıkarttığı kadroya Karabük ve Ankaragücü maçlarında olduğu gibi laf edebilir misiniz? Elinde ki kadronun en iyisi çıkartmıştı ancak futbol işte olmayınca olmuyor üstüne üstlük duran toplarla maçı kaybetmenize neden oluyor.

Schuster, Rijkaard ile aynı problemi yaşıyor. Elinde ki kadro yetersiz. O kadar yıldızımız var, bizi dünya takip ediyor demekle şampiyon olunmuyor yada başarı gelmiyor umuyorum ki Kiev karşısında alınan mağlubiyetten sonra bunu herkes anlamıştır. Yıldızların yanında oynayan adamlarınız adam olacak ki başarıyı yakalayacaksınız. 2000 yılında UEFA Şampiyonu olan Galatasaray'da yabancıların yanında oynayan yerli futbolcular o dönemin en iyileriydi ki o kadro kurulduktan 4 sene sonra başarı geldi.

Sayelerinde dünya takımı olduğumuz yıldızları hatta yabancıları bir kenara bırakarak kadroya bir göz atalım. Cenk, Hakan Arıkan, İ. Toraman, İsmail, Ekrem Dağ, Ersan, Erhan, Aurelio, Necip, Nobre, Nihat. Cenk, İsmail, Ersan ve Necip haricinde diğerlerinin ne faydasını gördük? Bugün bu saydığım 4 oyuncu haricinde hepsi takımdan gönderilse kim "ah ulan Ekrem Dağ gitmeseydi" diyecek? Başarı istiyorsak yerlilerin daha kaliteli olması gerekiyor. Burada da devreye aslında Tayfur'un girmesi ve A2'den gelecek seneden itibaren A Takımda oynayabilecek potansiyele sahip oyuncuları bulup yavaş yavaş A takım ile antremanlara çıkartması gerekiyor. Eminim ki A2 ve küçük takımlarımızda ara transferde gündeme selen Sezer'den 10 gömlek üstün olma potansiyeline sahip oyuncularımız vardır.

Yabancılar dışında kadronun büyük bölümü vasat oyuncularla kuruluyken Schuster ne yapsın? Günümüz futbolunun beki Ekrem Dağ mı? Nobre forvet arkası mı oynar? Aurelio hayatında 50-60 metreye pas verebilmiş mi? Problem budur işte. Yabancılardan biri gününde olmadığı zaman takımın geri kalanı hiçbir şey yapamıyor sonrada malubiyet faturasını Schuster'e kesiyoruz. Evet, bugün istifa etsin yerine Şifo Mehmet gelsin ya da Samet Aybaba gelsin nasılsa onlar Schuster'den daha çok biliyorlar.

Bu sorunun sadece kadro kısmıydı. Daha derinlere inersek geçen sene yaşananları 2-3 yıldıza unutup hiçbir şey olmamış gibi davranan "vefalı" taraftarın, 2-3 yıldız ile her türlü başarının geleceğini sanan ve bu yolda demeçler veren yönetimin, 3 yıldızın 11 kişiyi her maç yenebileceğini düşünen taraftarın hiçbir suçu yok değil mi?

Tek suçlu Schuster.

Haklısınız..

15 Şubat 2011 Salı

Ed Force One @ Istanbul!


11 Şubat 2011 tarihi bazı insanlar için bir anlam ifade etmezken bazı insanlar için anlamı çok büyüktü. Iron Maiden 5 yıl aradan sonra çıkarttığı "The Final Frontier" albümünün turuna başladı. Tabii 5 yıllık süre zarfında "A Matter of Life and Death Tour", "Somewhere Back in Time World Tour" ve geçtiğimiz sene The Final Frontier'den tek şarkının yer aldığı "The Final Frontier World Tour"a başlamıştı. Ne yazık ki bu turların hiçbirinde Türkiye'ye gelmemişti. Son 3-4 aydır Iron Maiden'ın "Sonisphere Türkiye" kapsamında İstanbul konseri vereceği konuşuluyordu ancak bütün bekleme ve tur tarihlerini güncellemelerine rağmen Iron Maiden'in internet sitesinde beklenilen haber resmileştirilmiyordu ta ki 11 Şubat 2011'e kadar. The Final Frontier turunun başlamasıyla birlikte Iron Maiden'ın tur t-shirtlerinde 19th Jun - Sonisphere Festivali Istanbul, Turkey yazısı vardı. Yani henüz resmi olarak internet sitesinde duyurmasalarda Iron Maiden 19 Haziran 2011'de Türkiye'de!!

Benim için 11 Şubat 2011'in anlamı çok daha farklıydı. Ocak ayı içerisinde 2 Haziran Hamburg ve 8 Haziran Arnhem konserlerine bilet almıştım. En büyük merakım çalınacak olan setlistti. TFF'den Coming Home ve DOD'dan "Dance Of Death" çalınıyor olması gerçekten güzel.

Setlist;

Satellite 15... The Final Frontier
El Dorado
2 Minutes to Midnight
Coming Home
Dance of Death
The Trooper
The Wicker Man
Blood Brothers
When the Wild Wind Blows
The Evil That Men Do
The Talisman
Fear of the Dark
Iron Maiden

Encore:
The Number of the Beast
Hallowed Be Thy Name
Running Free


10 Şubat 2011 Perşembe

6 Şubat 2011 Pazar

Bir Garip Maç Yazısı



Yeni transferlerle farklı bir havaya bürünüp hedefi 17'de 17 koyan Beşiktaş ilk fireyi geçen hafta İBB karşısında vermişti. Bu hafta puan kaybına tahammül yoktu. Rakipte Karabük olunca herkes bol gollü maç ve sonunda üç puan bekler olmuştu. Takımda birçok yıldız var Karabükspor'a tek başına yetmezler miydi?

Kendi adıma konuşmam gerekirse ilk sürprizi maçtan önce Beşiktaş'ın 11'i ile yaşadım. Ekrem Dağ/Hilbert, Üzülmez/Simao'dan kuruluydu Beşiktaş'ın kanatları. Sezon başından beri oynamaya çalışısan 4-3-3'ü bırakıp -bence gereksiz- bir
değişim ile 4-4-2'ye dönülmesi maçın aslında beklediğimizden daha zor geçeceğinin sinyallerini vermişti. Bekte kendisinden beklenenin çok üstünde oynayan Hilbert'ten bu sefer hucumda beklenti çok daha fazlaydı ancak arkasında Ekrem Dağ gibi biri olunca ister istemez bulunduğu kanatta savunma ve hucum Hilbert'e kaldı. Diğer kanatta Üzülmez/Simao ikilisi biraz daha iyi gibiydi.



4-4-2'ye dönen formasyonun ortasında yer alan Fernandes ve Ernst ile maç kazanmak çok zor. Eğer hedef üç puan ise orta sahanın ortasında oynayacak oyuncuların oyunu ikin yönlü oynamaları gerekir. Ernst'in gerektiğinde hucuma katkı sağladığını biliyoruz ancak çok fazla şey beklememek lazım. Ben Fernandes'e Fernandes takıma henüz ısınmadı. Benim izlediğim ve gördüğüm kadarıyla Necip ile aralarında dünyalar kadar fark yok. Onunda Ernst ve Necip gibi ofansif yenetekleri kısıtlı. İleride ise Nobre ve Almedia vardı. Nobre, ikinci yarı ile beraber çok istekli ve arzulu oynuyor ancak iyi bir yedekten öteye geçemeyecek bir futbolcu. Almedia ise Avrupa'da çok beğendiğim forvetlerdendir ancak etkisiz kaldığı maçlarda ısrarla oyunda tutulmasına ve Bobo'nun yedekte bırakılmasına anlam veremiyorum.

Yeni formasyon ile sahaya çıkan Beşiktaş'ın hesaba katmadığı şeylerden biri rakip Karabükspor'un topa iyi basması ve araya toplarla Emenike'yi beslemeleriydi. Deplasmanda tek hucum gücü Emenike olan Karabükspor'a nasıl olurda gerekli önlemler alınmaz ve vurdum duymaz şekilde maça başlanır akıl alır değil. İlk yarı pozisyon bulmakta zorlanan Beşiktaş beklerin savunmada aksaması ve Toraman'ın Emenike'yi bir türlü tutamaması yüzünden kalesinde pozisyonlar verdi. İlk yarının son dakikasında Almedia'nın kaçırdığı gol neticesinde beraberlik ile soyunma odasına gidildi.

İlk yarı bittikten sonra beklentim Ekrem-Necip değişikliği ile Hilbert'i beke çekerek 4-3-3'e dönülmesiydi ancak devre arasında 4-3-3'e dönülmesinin en büyük zaafı, orta sahayı biraz daha verimli kullanmak için Nobre'den "açık yaratma" ütopyasının tekrar ortaya çıkması olacaktı ve muhtemel onbir ve sahaya dizliş şu şekilde olacaktı;



İkinci yarıya tartışmalı pozisyon ve arkasından karşılıklı goller ile başladık. Dakika 50'de Emenike ile Hakan Arıkan karşı karşıya kaldı ve Hakan'dan beklendiğim gibi topla alakasız bir hamle yaparak Emenike'yi engelledi ancak Abitoğlu yüzde yüz penaltı ve kırmızı kartı es geçti. Ellibeşinci dakikada yine Emenike'ye atılan bir top ile öne geçti Karabükspor. Arkasından Beşiktaş'ın 4-4-2'sinde oyunu değiştirebilecek tek oyuncu Simao devre girdi. Aynı kanattan yaptığı arka arkaya ortalardan birinde Deumi ters vurunca maça eşitlik geldi.

Benim düşündüğümü dakika 60'da Schuster uyguladı. Ekrem-Necip, Fernandes-Quaresma değişikliklerinden sonra son yarım saati Quaresma, Simao kanatlarda orta saha ve ilerisinde Necip-Ernst-Nobre üçlüsü ile oynadı. Değişikliklerden sonra Beşiktaş orta sahayı kazandı ve rakibin topla oynamasına fırsat vermedi. Ayrıca hucumda tek Simao varken ikinci adam olarak Quaresma girdi oyuna. Son yarım saatte rakibine göre çok daha iyi oynayan bir Beşiktaş vardı sahada. Aradığı golü dakika 75'te Almedia ile bulsada hakemlerin kararı pozisyonun gol olmadığı yönünde oldu ve takımlar sahadan birer puan ile ayrıldı.

Burada çok ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bobo bu takım için nedir? Yedek forvet mi yoksa çam sakızı mı? İlk yarıda oynadığı futbolu hiçe sayılarak Bobo'nun bu kadar yok sayılmasının nedeni sadece zam istemesi olmamamlıydı. Görünen o ki yönetim Bobo'yu silince Schuster'de silmiş. Ancak Almedia'dan verim alamazken yedekte Bobo varken neden ısrarla oyunda tutarsın Almedia'yı? Bobo'dan çok daha tanınmış biri olabilir ancak oynadıklarına bakarsak Almedia takıma Bobo kadar katkı veremedi. "Ulan adam yeni geldi bekle daha" diyenleriniz olacaktır. Ben zaten takımdan gönderilsin yada kesilsin demiyorum. Verimli olamadığı maçlarda Bobo'nun oyuna girmesi gerektiğini düşünüyorum. IBB maçında da dün oynanan Karabük maçında da Bobo'nun oyuna girmesi birşeyleri değiştirebilirdi.

Hakem konusuna ise girmek istemiyorum ancak kısa birşey söylemeden geçmekte istemiyorum. Öncelikle belirteyim bu ay içerisinde ki yapılacak toplantıdan umarım olumsuz sonuç çıkar. Hatalar bazen lehinize bazen alehinizede olsa futbolu futbol yapan bu hatalardır. Hakemlere bu kadar yüklenilmesine anlam veremiyorum. Herkes gibi çıkıp onlarda işlerini en iyi şekilde yapmak istiyorlar ve tabii ki her hakemin kendine ait oyunu yönetme biçimi var. Ancak hakemlerde olmayan şey ise "güven". Türkiye'de futboldan anlayan ne kadar kişi varsa çıkıp hakemler hakkında konuşuyor ve bir şekilde kendilerine destekte buluyorlar ancak TFF ve MHK çıkıp bu kişilere gerekli cevap ve cezaları vermeyince, hakemler yaptıkları hatalar yüzünden sürekli birilerin adamı olmak ile suçlanıyor. Buna dur diyecek olan buna müsaade eden TFF ve MHK'dir. Ne zaman onlar görevlerini adam gibi yaparlar işte o zaman hakemlerin maç yönetme şekillerinde pozitif bir ilerleme görürüz.

28 Ocak 2011 Cuma

Boyle cekim mi olur?

Ziraat Turkiye Kupasi'nda ceyrek ve yari final kura cekimleri bugun yapildi. Ancak skandal denebilecek bir olaya sahne oldu kura cekimleri. Kendi gruplarinda mac yapmis takimlar birbiriyle eslesti. Grup sisteminin sacmaligindan surekli bahsederken ceyrek final icin seri basi kavraminin bulunmamasi bu kadar sacma birseyin ortaya cikmasina neden oldu. Turk futbolunun bu adamlara emanet olmasindan her gecen gun biraz daha rahatsiz oluyorum.. Umarim en kisa zamanda sacma grup sistemi yerine tek mac olayina geri donerizde gelecekte bu tarz sacmaliklar yasamayiz.

Çeyrek Final;
Beşiktaş – Gaziantep Belediye
Gaziantepspor – Galatasaray
Gençlerbirliği – Bucaspor
İstanbul Belediye – Kasımpaşa

Yarı Final;
Besiktaş – Gaziantep Belediye / G.Antep – Galatasaray
İstanbul Belediye – Kasımpaşa / Gençlerbirliği – Bucaspor

Super Toto Super Lig 19. Hafta Tahminleri


Kardemir Karabukspor - Kayserispor ust
Sivasspor - Antalyaspor X
Bucaspor - Kasimpasa X2
Bursaspor - Galatasaray 1
Ankaragucu - Manisaspor 2
IBB - Besiktas ust
Gaziantepsor - Genclerbirligi 1
Fenerbahce - Trabzonspor X
Eskisehirspor - Konyaspor 1

20 Ocak 2011 Perşembe

Spor Toto Süper Lig 18. Hafta Tahminleri


Besiktas - Bucaspor üst
Manisaspor - Karabük üst
Trabzonspor - Ankaragücü Trabsonspor -1 hcp
Antalyaspor - Fenerbahçe 1X
Gençlerbirliği - Eskişehir ilk yarıX
Kasımpasa - Gaziantepspor X2
Konyaspor - Bursaspor ilk yarı X
Galatasaray - Sivasspor X
Kayserispor - İBB 1

7 Ocak 2011 Cuma

Sahalardan Kemik Sesleri #9


İtalya'da ara bitti Perşembe günü başladı ligler. Juventus aradan sonra ilk maçında kendi evinde Parma'ya 4-1 yenilirken Felipe Melo Parmalı Massimo Paci'yi tekmelediği için oyundan atıldı. Hayır tekmeyi atıp kart gördükten sonra neden masun numarası yapıyor anlamak güç..

3 Ocak 2011 Pazartesi

Saltanat..


Erdoğan Demirören başkanlık yapamadı ama oğlu Yıldırım Demirören'i 2002 yılında takımın başına getirmeyi başardı. Bugün Yıldırım Demirören imza töreninde 2007 doğumlu Cemal'i göstererek "geleceğin başkanı!" dedi. Herkes şaka yaptığını sanıp güldü ancak ben şaka olduğunu sanmıyorum. Kulube para verip kendine borçlandırıp üstüne yatırım yapmayıp ekonomik olarak kulubu sıfırladığı için önümüzde ki 4-5 seçim Demirören Ailesi'ne karşı kimse çıkmayacaktır. Planlar hazır ve işliyor. Beşiktaş'ın içinde kurulan Demirören İmparatorluğu hayırlı olsun..

Küme Yolunda..


Lig tabloları voleybol ligine ait. Hem bayanlarda hem erkekler durumumuz ortada. Peki haberlerde ya da resmi sitede bu durumla ilgili herhangi bir açıklama yada yapılmayı planlanan bir müdahale göreniniz var mı? 2006-2007 sezonunda Beşiktaş Erkek Voleybol takımı ikinci lige düşmüş 2008-2009 sezonunda tekrar bir üst lige çıkmıştı. Resmi siteye bakarsanız Beşiktaş Erkek Voleybol takımının "2007-2008 ve 2008-2009" yıllarının puan durumu yer almıyor. Madem utanıyorsunuz bir takımınızın kümede oynamasına buna müsaade etmeyeceksiniz.

Şuan ki görünüm itibari ile Beşiktaş Erkek Voleybol takımı bu sezon sonunda tekrar küme düşecek. Bayanlarımız ise düşmemek için mücadele edecek gibi görünüyor. Futboldan başka branşı önemsemeyen yönetim umarım Simao ve Hugo Almedia'nın kontratlarına gerekirse voleybol takımında sahaya çıkmalarını sağlayacak maddeler koymuştur. Ne de olsa yıldız oyuncular her branşta oynayabilirler değil mi?