23 Şubat 2011 Çarşamba

Kiev'i Kiev'de Yenmek


Dinamo Kiev ile ilgili ufak bir araştırma yaptım. 2000 yılından bu zaman kadar kendi evinde oynadıkları Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi (UEFA Kupası dahil) olmak üzere kendi evlerinde 50 maç yapmışlar. İçeride yaptıkları 50 maçtan sadece 12 maçtan mağlubiyet ile ayrılmışlar. UEFA Kupası'nda ise Kiev henüz kendi evinde maç kaybetmemiş. Evlerinde ki aldıkları farklı mağlubiyetler;

2006/2007 ŞL Kiev 1 - Steaua Bükreş 4
2006/2007 ŞL Kiev 0 - Lyon 3
2007/2008 ŞL Kiev 2 - ManU 4
2007/2008 ŞL Kiev 1 - Roma 4

2008'den beri Avrupa'da kendi evlerinde 4 gol birden yememiş bir takıma karşı Perşembe günü 4 gol atmak için çıkacağız. Futbolun ne kadar garip bir oyun olduğunu oynadığımız son iki maçta gördük. Beklenmedik kırmızı kart, duran toplar ve bireysel hatalardan yenilen gollerin her zaman olabileceğini ve maçın gidişatını tam tersi yönüne çevirebildiğine tanık olduk. Çok zor olan birşey başarmak için Perşembe günü sahaya çıkacağız.

Kiev'i kendi sahasında 4'leyip tur atlama gibi bir ümidim yok ancak Beşiktaş'ın bize uzun zamandır izletmediği mücadele borcu var. Tek isteğim Perşembe günü Kiev karşısına "4 tane atamayız, elendik" düşüncesiyle çıkılmaması..

Kaynak: www.soccerway.com

21 Şubat 2011 Pazartesi

Yiyiciler vs. Schuster

Anti-Schuster fanatiklerine gün doğdu. Futbolu skora göre yorumlayan, genele değil sadece güne bakarak konuşanların eline inanılmaz bir fırsat geçti. Galatasaray derbisine kadar alınacak her malubiyet ya da kaybedilecek her puana sevinecek kişileri göreceğiz. Gerçekleri bilmiyormuş gibi gizleyerek sadece prim yapmak için sallayacaklar Schuster'e. Yerine sürekli birilerini önericekler, sürekli birileri yazılacak çizilecek hatta o kadar ileri gidecekler ki Schuster yerine vizyonsuz Türk Hocalarını önericekler onlara karşı başı eğik, cevap veremeyen kişileri görmek isteyecekler takımın başında.

Canlı kanlı örnek gösterebilirim. Bugün Schuster'in Bobo ve Sivok'u kadroya almamasını "ŞOK" olarak veren Hürriyet, Schuster'in yerine Benitez gelecek diye yazmış. Benitez'i hiç bilmeyen biri bile "rotasyon" hocası olduğunu bilir. Eee madem Benitez gelecek o zaman Schuster niye gidiyor? Schuster rotasyon yapınca delilik, futbol bilmezlik oluyorken Benitez yapınca neden rotasyon hocası oluyor? Prim vermeye devam ettiğimiz sürece elimize geçecek tek şey problemli kadrolar ve başarısızlıklar olacaktır.

Schuster'in Beşiktaş'a kazandıracağı daha çok şey vardır ancak zamana ihtiyacı vardır. Sezon başında Cenk ve Ersan ile maça çıkan kadro şuan ki kadrodan çok daha iyi oynuyorsa bunun nedeni, kabul edin, takımın yetersizliğidir. Cenk'in yerine geçen Hakan, Ersan'ın yerine geçen Sivok ve Ferrari.. Bu üç oyuncuda yerlerine geçtikleri isimler kadar takıma bir fayda sağlayamadı. Aynı şekilde Hilbert'in olmadığı zamanlar oynayan Ekrem Dağ ve Erhan Güven verimsizdi. Orta sahanın ortasında Ernst, Aurelio, Guti ve Necip alternatifleri olabilir ancak hucum hattı alternatif hemen hemen yok. Son kurulan kadroya baktığımız zaman Quaresma ve Simao'nun alternatifleri yok. Ne Nobre ne Nihat açık oynayabilecek kapasiteye sahip değiller. İdeal 11 " Cenk, Hilbert, Ersan, Toraman, İsmail, Ernst, Necip, Guti, Simao, Quaresma, Almedia" dışında oluşturalan 11'ler ile zorlanmamızın sebebi budur. Schuster'in bu konuda yapabileceği şey ne olabilir ki? Yaşını başını almış olan Hakan Arıkan'a yan topa çıkmayı mı öğretsin ya da hayatı boyunca orta yapmamış Nobre'ye nasıl orta yapabileceğini mi anlatsın. Ne yapsın bu adam?

In Schuster We Trust

Beşiktaş 2 Fenerbahçe 4

Futbolun adaletinin olmadığını bu sefer acı şekilde Fenerbahçe karşısında tattık. Normalde 25. dakikada Fenerbahçe lehine kopması gereken maçta önce Ekrem ile eşitliği yakaladık, ikinci yarının başında ise öne geçtik. Sonrası ise futbolun gerçek ve karanlık yüzüydü. Almedia'nın karşı karşıya Volkan'ın üstüne abandığı top maçın gerçek kırılma anıydı. "-se, -sa" kipleriyle futbol konuşmayı sevmeyen biriyim onun için Almedia atsa ne olurdudan çok kaçırdığında ne olduğu ile ilgilenirim. Kaçan pozisyondan birkaç dakika sonra takım hucuma çıkarken Beşiktaş'a ihanet edercesine Lugano'ya dirsek atan Ferrari hem penaltı yaptı hem de kırmızı kart görerek Beşiktaş'ı 10 kişi bıraktı. Sonrası zaten ilk 20 dakikada olması gereken tabloydu.

Benim için maçın bu hale gelmesinin tek sorumlusu Ferrari'dir. "Ama Almedia atsa" lafını kabul etmiyorum dedim ya futbolu olasılıklar üstünden konuşmak yersizdir. Onu atamadı ancak elbet başka pozisyon bulacaktı. Ancak bir parantez açayım buraya Almedia kaçırdığı o pozisyon ile Bobo'dan daha iyi bir forvet olmadığını hatta kötü bir forvet olduğunu kanıtlamıştır. "Bobo > Almedia" benim için artık kesinleşmiştir. Kaçan o gol takıma uyumsuzluk, alışma problemleri ile alakalı olduğuna inanmıyorum. O pozisyon tamamen maça ne kadar konsantre olduğun ve yeteneğin ile alakalıdır. Gördük ki Almedia'nın Bobo'dan farkı yok hatta eksiği bile var. Hala zamanımız varken Bobo ile yapılacak yeni bir kontrat onu tekrar eski Bobo yapacaktır.

Schuster'i bu maç için çıkartığı kadro ile eleştirmek büyük yanlıştır. Dakika 50'de oyunu kontrolu alan Beşiktaş varken Ferrari'nin hareketini önceden tahmin etmesi beklenemezdi. Bir oyuncunun takımı satmasının faturasını Schuster'e ödetmek, haksızlıktır.

18 Şubat 2011 Cuma

Spor Toto Süper Lig 22. Hafta Tahminleri


Bol şanlar..

Bir çift sözüm var


Bugünün yaşanmasında Schuster'in zerre suçu olduğuna inanmıyorum. Suçlu arıyorsak geldikleri günden beri hiçbir şeyi doğru yapamayan yönetime bakmalıyız.

Schuster bizi şampiyon yapma, futbol oynamayı öğret.

Haklısınız..


Maç hakkında uzun uzadıya bir şeyler yazmak gerçekten boş. Mağlubiyetten sonra yattığım yataktan yeni kalkmış biri olarak yazıyorum bu yazıyı. Maçtan önce Twitter'da "Hakan Arikan'dan korktugum kadar Milevskiy'den korkmuyorum." yazmıştım ki sağolsun beni her zaman olduğu gibi bugünde yanıltmadı Hakan. Gollerde hatası var yada yok tartışırım ancak Hakan'ın kalede olduğu zamanlarda duran toplardan sürekli gol yememiz tesadüf olamaz. Sezon sonunda gönderilmesi gerekenlerin başında yer alması gerekiyor.

Az önce okuduğum kadarıyla tribünde "Schuster istifa" sesleri yükselmiş büyük ihtimalle forumlarda Schuster'in kellesini isteyen kişiler vardır. Bugün kü malubiyette Schuster'in sucu nedir? Ernst - Erhan değişikliği dışında ne gibi bir hatası vardı Schuster'in? Çıkarttığı kadroya Karabük ve Ankaragücü maçlarında olduğu gibi laf edebilir misiniz? Elinde ki kadronun en iyisi çıkartmıştı ancak futbol işte olmayınca olmuyor üstüne üstlük duran toplarla maçı kaybetmenize neden oluyor.

Schuster, Rijkaard ile aynı problemi yaşıyor. Elinde ki kadro yetersiz. O kadar yıldızımız var, bizi dünya takip ediyor demekle şampiyon olunmuyor yada başarı gelmiyor umuyorum ki Kiev karşısında alınan mağlubiyetten sonra bunu herkes anlamıştır. Yıldızların yanında oynayan adamlarınız adam olacak ki başarıyı yakalayacaksınız. 2000 yılında UEFA Şampiyonu olan Galatasaray'da yabancıların yanında oynayan yerli futbolcular o dönemin en iyileriydi ki o kadro kurulduktan 4 sene sonra başarı geldi.

Sayelerinde dünya takımı olduğumuz yıldızları hatta yabancıları bir kenara bırakarak kadroya bir göz atalım. Cenk, Hakan Arıkan, İ. Toraman, İsmail, Ekrem Dağ, Ersan, Erhan, Aurelio, Necip, Nobre, Nihat. Cenk, İsmail, Ersan ve Necip haricinde diğerlerinin ne faydasını gördük? Bugün bu saydığım 4 oyuncu haricinde hepsi takımdan gönderilse kim "ah ulan Ekrem Dağ gitmeseydi" diyecek? Başarı istiyorsak yerlilerin daha kaliteli olması gerekiyor. Burada da devreye aslında Tayfur'un girmesi ve A2'den gelecek seneden itibaren A Takımda oynayabilecek potansiyele sahip oyuncuları bulup yavaş yavaş A takım ile antremanlara çıkartması gerekiyor. Eminim ki A2 ve küçük takımlarımızda ara transferde gündeme selen Sezer'den 10 gömlek üstün olma potansiyeline sahip oyuncularımız vardır.

Yabancılar dışında kadronun büyük bölümü vasat oyuncularla kuruluyken Schuster ne yapsın? Günümüz futbolunun beki Ekrem Dağ mı? Nobre forvet arkası mı oynar? Aurelio hayatında 50-60 metreye pas verebilmiş mi? Problem budur işte. Yabancılardan biri gününde olmadığı zaman takımın geri kalanı hiçbir şey yapamıyor sonrada malubiyet faturasını Schuster'e kesiyoruz. Evet, bugün istifa etsin yerine Şifo Mehmet gelsin ya da Samet Aybaba gelsin nasılsa onlar Schuster'den daha çok biliyorlar.

Bu sorunun sadece kadro kısmıydı. Daha derinlere inersek geçen sene yaşananları 2-3 yıldıza unutup hiçbir şey olmamış gibi davranan "vefalı" taraftarın, 2-3 yıldız ile her türlü başarının geleceğini sanan ve bu yolda demeçler veren yönetimin, 3 yıldızın 11 kişiyi her maç yenebileceğini düşünen taraftarın hiçbir suçu yok değil mi?

Tek suçlu Schuster.

Haklısınız..

15 Şubat 2011 Salı

Ed Force One @ Istanbul!


11 Şubat 2011 tarihi bazı insanlar için bir anlam ifade etmezken bazı insanlar için anlamı çok büyüktü. Iron Maiden 5 yıl aradan sonra çıkarttığı "The Final Frontier" albümünün turuna başladı. Tabii 5 yıllık süre zarfında "A Matter of Life and Death Tour", "Somewhere Back in Time World Tour" ve geçtiğimiz sene The Final Frontier'den tek şarkının yer aldığı "The Final Frontier World Tour"a başlamıştı. Ne yazık ki bu turların hiçbirinde Türkiye'ye gelmemişti. Son 3-4 aydır Iron Maiden'ın "Sonisphere Türkiye" kapsamında İstanbul konseri vereceği konuşuluyordu ancak bütün bekleme ve tur tarihlerini güncellemelerine rağmen Iron Maiden'in internet sitesinde beklenilen haber resmileştirilmiyordu ta ki 11 Şubat 2011'e kadar. The Final Frontier turunun başlamasıyla birlikte Iron Maiden'ın tur t-shirtlerinde 19th Jun - Sonisphere Festivali Istanbul, Turkey yazısı vardı. Yani henüz resmi olarak internet sitesinde duyurmasalarda Iron Maiden 19 Haziran 2011'de Türkiye'de!!

Benim için 11 Şubat 2011'in anlamı çok daha farklıydı. Ocak ayı içerisinde 2 Haziran Hamburg ve 8 Haziran Arnhem konserlerine bilet almıştım. En büyük merakım çalınacak olan setlistti. TFF'den Coming Home ve DOD'dan "Dance Of Death" çalınıyor olması gerçekten güzel.

Setlist;

Satellite 15... The Final Frontier
El Dorado
2 Minutes to Midnight
Coming Home
Dance of Death
The Trooper
The Wicker Man
Blood Brothers
When the Wild Wind Blows
The Evil That Men Do
The Talisman
Fear of the Dark
Iron Maiden

Encore:
The Number of the Beast
Hallowed Be Thy Name
Running Free


10 Şubat 2011 Perşembe

6 Şubat 2011 Pazar

Bir Garip Maç Yazısı



Yeni transferlerle farklı bir havaya bürünüp hedefi 17'de 17 koyan Beşiktaş ilk fireyi geçen hafta İBB karşısında vermişti. Bu hafta puan kaybına tahammül yoktu. Rakipte Karabük olunca herkes bol gollü maç ve sonunda üç puan bekler olmuştu. Takımda birçok yıldız var Karabükspor'a tek başına yetmezler miydi?

Kendi adıma konuşmam gerekirse ilk sürprizi maçtan önce Beşiktaş'ın 11'i ile yaşadım. Ekrem Dağ/Hilbert, Üzülmez/Simao'dan kuruluydu Beşiktaş'ın kanatları. Sezon başından beri oynamaya çalışısan 4-3-3'ü bırakıp -bence gereksiz- bir
değişim ile 4-4-2'ye dönülmesi maçın aslında beklediğimizden daha zor geçeceğinin sinyallerini vermişti. Bekte kendisinden beklenenin çok üstünde oynayan Hilbert'ten bu sefer hucumda beklenti çok daha fazlaydı ancak arkasında Ekrem Dağ gibi biri olunca ister istemez bulunduğu kanatta savunma ve hucum Hilbert'e kaldı. Diğer kanatta Üzülmez/Simao ikilisi biraz daha iyi gibiydi.



4-4-2'ye dönen formasyonun ortasında yer alan Fernandes ve Ernst ile maç kazanmak çok zor. Eğer hedef üç puan ise orta sahanın ortasında oynayacak oyuncuların oyunu ikin yönlü oynamaları gerekir. Ernst'in gerektiğinde hucuma katkı sağladığını biliyoruz ancak çok fazla şey beklememek lazım. Ben Fernandes'e Fernandes takıma henüz ısınmadı. Benim izlediğim ve gördüğüm kadarıyla Necip ile aralarında dünyalar kadar fark yok. Onunda Ernst ve Necip gibi ofansif yenetekleri kısıtlı. İleride ise Nobre ve Almedia vardı. Nobre, ikinci yarı ile beraber çok istekli ve arzulu oynuyor ancak iyi bir yedekten öteye geçemeyecek bir futbolcu. Almedia ise Avrupa'da çok beğendiğim forvetlerdendir ancak etkisiz kaldığı maçlarda ısrarla oyunda tutulmasına ve Bobo'nun yedekte bırakılmasına anlam veremiyorum.

Yeni formasyon ile sahaya çıkan Beşiktaş'ın hesaba katmadığı şeylerden biri rakip Karabükspor'un topa iyi basması ve araya toplarla Emenike'yi beslemeleriydi. Deplasmanda tek hucum gücü Emenike olan Karabükspor'a nasıl olurda gerekli önlemler alınmaz ve vurdum duymaz şekilde maça başlanır akıl alır değil. İlk yarı pozisyon bulmakta zorlanan Beşiktaş beklerin savunmada aksaması ve Toraman'ın Emenike'yi bir türlü tutamaması yüzünden kalesinde pozisyonlar verdi. İlk yarının son dakikasında Almedia'nın kaçırdığı gol neticesinde beraberlik ile soyunma odasına gidildi.

İlk yarı bittikten sonra beklentim Ekrem-Necip değişikliği ile Hilbert'i beke çekerek 4-3-3'e dönülmesiydi ancak devre arasında 4-3-3'e dönülmesinin en büyük zaafı, orta sahayı biraz daha verimli kullanmak için Nobre'den "açık yaratma" ütopyasının tekrar ortaya çıkması olacaktı ve muhtemel onbir ve sahaya dizliş şu şekilde olacaktı;



İkinci yarıya tartışmalı pozisyon ve arkasından karşılıklı goller ile başladık. Dakika 50'de Emenike ile Hakan Arıkan karşı karşıya kaldı ve Hakan'dan beklendiğim gibi topla alakasız bir hamle yaparak Emenike'yi engelledi ancak Abitoğlu yüzde yüz penaltı ve kırmızı kartı es geçti. Ellibeşinci dakikada yine Emenike'ye atılan bir top ile öne geçti Karabükspor. Arkasından Beşiktaş'ın 4-4-2'sinde oyunu değiştirebilecek tek oyuncu Simao devre girdi. Aynı kanattan yaptığı arka arkaya ortalardan birinde Deumi ters vurunca maça eşitlik geldi.

Benim düşündüğümü dakika 60'da Schuster uyguladı. Ekrem-Necip, Fernandes-Quaresma değişikliklerinden sonra son yarım saati Quaresma, Simao kanatlarda orta saha ve ilerisinde Necip-Ernst-Nobre üçlüsü ile oynadı. Değişikliklerden sonra Beşiktaş orta sahayı kazandı ve rakibin topla oynamasına fırsat vermedi. Ayrıca hucumda tek Simao varken ikinci adam olarak Quaresma girdi oyuna. Son yarım saatte rakibine göre çok daha iyi oynayan bir Beşiktaş vardı sahada. Aradığı golü dakika 75'te Almedia ile bulsada hakemlerin kararı pozisyonun gol olmadığı yönünde oldu ve takımlar sahadan birer puan ile ayrıldı.

Burada çok ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bobo bu takım için nedir? Yedek forvet mi yoksa çam sakızı mı? İlk yarıda oynadığı futbolu hiçe sayılarak Bobo'nun bu kadar yok sayılmasının nedeni sadece zam istemesi olmamamlıydı. Görünen o ki yönetim Bobo'yu silince Schuster'de silmiş. Ancak Almedia'dan verim alamazken yedekte Bobo varken neden ısrarla oyunda tutarsın Almedia'yı? Bobo'dan çok daha tanınmış biri olabilir ancak oynadıklarına bakarsak Almedia takıma Bobo kadar katkı veremedi. "Ulan adam yeni geldi bekle daha" diyenleriniz olacaktır. Ben zaten takımdan gönderilsin yada kesilsin demiyorum. Verimli olamadığı maçlarda Bobo'nun oyuna girmesi gerektiğini düşünüyorum. IBB maçında da dün oynanan Karabük maçında da Bobo'nun oyuna girmesi birşeyleri değiştirebilirdi.

Hakem konusuna ise girmek istemiyorum ancak kısa birşey söylemeden geçmekte istemiyorum. Öncelikle belirteyim bu ay içerisinde ki yapılacak toplantıdan umarım olumsuz sonuç çıkar. Hatalar bazen lehinize bazen alehinizede olsa futbolu futbol yapan bu hatalardır. Hakemlere bu kadar yüklenilmesine anlam veremiyorum. Herkes gibi çıkıp onlarda işlerini en iyi şekilde yapmak istiyorlar ve tabii ki her hakemin kendine ait oyunu yönetme biçimi var. Ancak hakemlerde olmayan şey ise "güven". Türkiye'de futboldan anlayan ne kadar kişi varsa çıkıp hakemler hakkında konuşuyor ve bir şekilde kendilerine destekte buluyorlar ancak TFF ve MHK çıkıp bu kişilere gerekli cevap ve cezaları vermeyince, hakemler yaptıkları hatalar yüzünden sürekli birilerin adamı olmak ile suçlanıyor. Buna dur diyecek olan buna müsaade eden TFF ve MHK'dir. Ne zaman onlar görevlerini adam gibi yaparlar işte o zaman hakemlerin maç yönetme şekillerinde pozitif bir ilerleme görürüz.